OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

SUNAY AKIN’dan TUNCAY TERZİHANESİ-mustafa aslan

 

SUNAY AKIN’dan TUNCAY TERZİHANESİ
19 Mart 2008

 

         

                                    

            Sunay Akın’ın Tuncay Terzihanesi birbirinden keyifli denemeleri içermektedir. Yine ince ince örmüş düşünsel kulesini, türünün yetkin örnekleri arasına gireceği denemeleriyle.

Kitapta kırk altı deneme var.  Her denemeden önce bir terzi araç gereci yer alıyor: İğne iplik, makas, düğme, dikiş makinesi…  Yapıtta terziliğe ve giyime değil, yaşama ilişkin bölümler başköşeye kurulmuş.

 

            HAYAT DENİLEN KUMAŞ

              Sunay Akın’ın geçmişinden önemli izler de taşımaktadır, yaşamı bir kumaşa benzettiği, nasıl biçimlendirirsek öyle olacağını dile getirdiği özellikle “Şili Kimin Ceketinin Parçasıydı?” adlı denemede. Çünkü yazarın babası Tuncay Terzihanesi’nin sahibi çalışkan, yenilikçi ve işinin ustasıdır. Gökten zembille kurulu, tıkır tıkır işleyen terzihaneye indirilmemiştir Tuncay Usta. Sunay Akın’ın anlattığı gibi çalışarak didinerek, gece geç saatte evinin kapısını açacak gücü kendinde bulamayacak kadar yorularak…

Babasının annesiyle tanışmasını da anlatıyor, yapıtın bu denemesinde.

            “Kedilerinin pençelerinin balık koktuğu bu kentte, bir gün, 17 yaşında bir genç kız girer, Terzi Tuncay’ın dükkanından içeri. Yanında annesi, elinde ise bordo renkli bir kumaş vardır. Kendisine bir ceket dikmesini ister genç terziden. Aşk tanrısı Eros’un attığı ok Tuncay bey’in kalbini delmeden önce, içeri giren kızın güzelliği karşısında, tuttuğu iğne eline batmıştır çoktan!”(s.9)

Ülkemizin yaşadığı gelgitleri daha çok sanat insanlarının düşünce ve yaşamlarına dayanarak aktarıyor. Yazar, sadece bir aktarma işi yapmıyor. Geleceğin nasıl biçimleneceğini, biçimlenmesi gerektiğini çiziyor, bu bilgilere dayanarak.

Yazarın diliyle söyleyecek olursak hayat denilen bu kumaşta sanatçıların bambaşka bir yeri var. Onları yerli, yabancı diye ayırmadan duruşlarıyla zamanın değerlendirme ölçeğine alıyor.

 

ORHAN VELİ SORGULUYOR

Günümüzde üzeri örtülenler arasında söz etme gereği gördüğüm Orhan Veli Kanık’tır. Sunay Akın, ünlü şairimizin bilinen şiirlerinin yanında pek bilinmeyen görüşlerini paylaşıyor okurla.  Orhan Veli’nin özellikle belli yönlerinin öne çıkarılıp, öteki yönlerinin de gizlendiğini belirtmektedir, gericilere ödün verildiği için. “Filleri Yutan Pireler” adlı denemede Türkçe ezan konusuna değiniyor. DP döneminde başlayan “gaflet ve delaleti” Orhan Veli’nin sorguladığını aktarıyor Yaprak dergisinden bize, yazar. “…Ve hatta “hıyanet”i!.. Ve o, Rumelihisarı’na oturan, başına martı kuşları konan bir şair olarak anılır. Ders kitaplarında Orhan Veli’ye ayrılan sayfalarda, şairin şu sorularına yanıt aranılmayışı gericiliğe ödün vermekten başka bir şey değildir:‘Çağın bu kadar çabuk değişeceğini bilseydi Kubilay kafasını verir miydi? Günün birinde işlerin bu hali alacağını bilseydi Şeyh Sait o kadar acele eder miydi?’ ” ( s. 95)

 

İSTANBUL

Tuncay Terzihanesi’nde gözümüzden kaçırılan, üzeri örtülen kimi konuları da içeren denemelerin yanında İstanbul üzerine bildiğimiz kimi bilgilere yenilerini de ekliyor.

Sunay Akın birbirinden ilginç denemelerinde İstanbul’u merkez almış. Neyi anlatırsa anlatsın onun  kaleminin yolu İstanbul’dan geçmeden duramıyor. “İs” dense hemen “İstanbul” deyiverir. Söze II. Paylaşım savaşı’ndan başlasa da, “Yemeğin Perileri” adlı denemesinde  de zınk diye durur. Buyurun İstanbul’un mutfak kültürüne. Baba Cafer, Aygır İmam, II: Abdülhamit,Yahya Kemal bu yazının mutfağa çağırdığı birkaç ad.

Çeşitli kaynaklara dayanarak anlatır, bu kenti; Jules Verne’den Evliya Çelebi’ye kadar uzanır, bilinen birkaç kaynakla sınırlamaz kendini. Şiir Cumhuriyeti ile ilgili anlattıkları Kız Kulesi’nden çok uzağa düşmez. Söz döner dolaşır Kız Kulesi’nin boynuna sarılır, birbirinden sevimli tümceleriyle.

Sözcükleri bu kente çağırır. Örneğin ‘merdiven’ dense…  Sunay Akın Yüksek kaldırım’ın merdivenlerine getirir sözü, anlatılmaz bir erişim hızıyla. Rıfat Ilgaz’ın Ahmet Haşim’le alay ettiği, Yüksekkaldırım’ı çıkan postacı İlhami Efendi’yi anlattığı “Bu Merdivenlerden” adlı şiirinden alıntı yapar.

Her fırsatta sözü döndürüp dolaştırıp İstanbul’a getirir. “Masal Bu ya!..” adlı denemesinde Galata Kulesi’nden Kız Kulesi’ne çekilen telin düşsel öyküsünü anlatır.  

“Denizin üstüne geldiğinde balıkçıların telin altında ağ tuttuklarını görür. İstanbul’un tüm balıkçı ağları suyun üstünde gerilidir o gece!.. Ve balıkçılar ilk kez denizden değil, gökyüzünden bir şey yakalamak için beklerler.” (s.s. 34-35)

Zeynepkamil Hastanesi’nin öyküsünü, “Aşkın Semti”nde güzel bir müzik eşliğinde sözcükler dans ederken okumaya ne dersiniz? 14 Şubat Sevgililer Günü’yle bağlantı kurulan Zeynep Hanım ve Kamil Bey’in öyküsünü merakla okuyacaksınız.

Umutsuzluğun, çözümsüzlüğün dimağlara yerleştirildiği bir zamanda anlamlı bir deneme kitabı, Tuncay Terzihanesi, umudun ve çözümün insanda olduğunu gösteren. Öteki yapıtlarında olduğu gibi, bu yapıtında da bugünü anlamamıza da yardım ediyor, geçmişten getirdiği fenerin ışığı sayesinde.

 

 

* Sunay Akın, Tuncay Terzihanesi (Deneme), Çınar Yayınları, 2007-İstanbul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016