OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

SIDIKA AVAR’IN ANILARI-HASAN AKARSU

SIDIKA AVAR’IN ANILARI: “DAĞ ÇİÇEKLERİM” (*

Efsane öğretmen Sıdıka Avar’ın Elazığ, Tunceli, Bingöl yöresinde geçen yirmi yıllık öğretmenlik anılarını yazması eğitimcilerimiz için büyük bir kazanım. 1939-1959 yılları arasında yurdumuzdaki eğitim-öğretim çalışmalarının genel görünüşünü yansıttığı için önemli bu anılar.

 

Sıdıka Avar, 1901 İstanbul doğumlu olup küçük yaşlarda annesini ve babasını yitirir. Çapa Kız Öğretmen Okulu’nu 1922’de bitirir ve öğretmenliğe başlar. Evlenir ve 1924’te kızı Bahu doğar. Eşiyle birlikte İzmir’e yerleşir ve 1925’te İzmir Amerikan kız Koleji’nde Türkçe öğretmenliği yapar. 1937’de eşinden ayrılır. Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümüne girer ve bitirince Bolu Kız Enstitüsü’ne, 1939’da ise Elazığ Kız Enstitüsü’ne atanır. O yöredeki çalışmaları 1959’a değin sürer. “Dağ Çiçeklerim” bu yöredeki çalışmalarını kapsıyor. 1959’da İstanbul Sultan Selim Kız Enstitüsü’ne edebiyat öğretmeni olarak atanır. 27 Mayıs 1960 devriminden sonra Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü’ne, iki yıl bu görevde kaldıktan sonra isteği üzerine İstanbul Nişantaşı Kız Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine getirilir. 1967’de emekli olur ve on iki yıl sonra 16 Haziran 1979’da ölür.

Yayınevinin Önsözü’nde, Sıdıka Avar’ın emekliliğinde anılarını yazdığının öğrenildiği belirtiliyor. Anılarını yazmasını ise, Teknik Öğretim Danışmanı Rüştü Uzel istiyor. Avar’ın kızı Bahu Görk’ten anıların tıpkı basımı 1188 sayfa olarak alınıyor, inceleniyor, gerekli kısaltmalar yapılıyor. Zeki Sarıhan ile Ayhan Sarıhan bu işi üstleniyorlar. Yazar Hikmet Feridun Es, Avar’ın Doğu’ya, Atatürk tarafından bir Türk misyoneri olarak gönderildiğini ileri sürse de bu ne doğrulanıyor ne de yalanlanıyor. Ancak Avar’ın Atatürk- İnönü çizgisine bağlı kaldığı, 1950’den sonraki iktidarla anlaşamadığı bir gerçek.

Avar’ın kızı Bahu Görk, yazdığı önsözde, annesinin anılarının günışığına çıkarılmasında Satı Erişen’in katkıları olduğunu belirtiyor. Anasını “Dağ çiçekleri”ne helal ediyor.

Sıdıka Avar, anılarını yazmak için 1945’ten sonra, gerekli belgeleri toplamaya başlıyor. Doğu köylerine teknik eğitim adına giden ilk eğitimci olarak, danışmanların uyarılarını önemsiyor. On dokuz anı defteri tuttuğunu, fotoğrafları ve gazete yazılarını topladığını belirtiyor. Emekli olduktan sonra oturup anılarını yazdığında ise, görevini tamamlamış insanların mutluluğuna kavuştuğunu söylüyor.

Sıdıka Avar, bir ülkü uğruna Elazığ’a gidiyor, “soğuk, zifiri gibi karanlık bir şubat gecesinde” Elazığ İstasyonundadır. Enstitüye eşyalarını götüren arabacının o gece onu arsalarda, çamurlu yollarda dolaştırarak 7,5 lirasını aldığını, nasıl dolandırdığını unutamıyor. Kız Enstitüsü’ndeki ilk izlenimleri ürkütücü. Okulun yerleşik düzeni kısa sürede sarsılıyor Sıdıka Avar’la. Kızlar, “Ama bu hoca geldiği kimin bizlen konuştu” diyerek sıcak yaklaşımın ayırdına varıyorlar. Öğrencilerin şiveleri çok bozuk. Hademe, öğrenciler için: “Onlar üşümez, şeher çocuğu değel ki” diyor. Öğrenciler, aşağılık duygusu içinde. Mutfak, yatakhane perişan. Pazar günleri öğrenciler kent hamamına gidip temizleniyorlar ve soğukta koşarak okula dönüyorlar. Pansiyon öğrencileriyle, gündüzlü öğrenciler rahat; ancak köylerden gelen yatılı öğrenciler küçümseniyor. Bu ayrımı ortadan kaldırmak için çalışıyor Avar. Geceleyin yatakhanede üstleri açılanları örtüyor, onları bir anne gibi korumaya başlıyor. Yemeklerdeki ayrımı gözlüyor, görevlilerin, hademelerin, diğer öğrencilerin kayrılmasını kınıyor. Çamaşır kazanının musluğu kırılmış diye, 2. sınıf öğrencilerinin 24 saat aç bırakılmasına karşı çıkıyor. Gizlice onlara simit aldırıp yediriyor. Türkçe öğretmenliği yanında Avar’a yatılı öğrencilerin yöneticiliği görevi veriliyor. Genel Müdür Nurettin Boyman: “Şimdi Türk misyoneri olarak yatılıları özümseyeceksin. Atatürk’ün isteği bu…” diyor. (s.47) Akşam Kız Sanat Amirliği’ni üstlendiğinde, hademeler de kendisine düşman kesiliyor. Öğrencilerin dövülmesini, küçümsenmesini engelliyor, saçlarını düzeltip, bitlerini ayıklıyor. Pazar günleri onlara çoraplarını yıkamalarını, yırtık yerleri dikmelerini öğretiyor. Önceleri yatakhanelerine kokudan girilemezken nasıl tertemiz olduklarını gösteriyor okul çalışanlarına.

Dersim İsyanı sonrası bu yörede yaşananlar biliniyor. 4. Umum Müfettişi Korgeneral Abdullah Alpdoğan, Vali, Milli Eğitim Müdürü okulu ziyarete geliyorlar. Sıdıka Avar, denetimden başarıyla çıkıyor. 20 Mayıs’ta okul tatil oluyor, öğrenciler köylerine gönderiliyor. Avar’ın kızı Bahu trenle geliyor Elazığ’a. Onun gelişi mutlu ediyor annesini. 1939-1940 yılında 13 öğrenci okulu bitiriyor. Öğrencilerden Lütfiye’nin okul sonrası yaşantısını şöyle anlatıyor Avar: “Yuva kuranlardan Lütfiye okulda derdine, gözyaşına en çok ortak olduğum çocuktu. Teselli için bile ona yaklaşmaya korkuluyordu. Çünkü amcası Elazığ’da asılan asiler arasındaydı. Amca kabahatli de olsa çocuğun bunda bir suçu olamazdı ki… Evlenmişti. Mezuniyetinin üzerinden on bir sene geçmişti. O, bir gün on yaşındaki kızını okutayım diye bana getirmişti…Ve çok güzel Türkçe konuşuyordu. Şehir çocukları gibi saçı-başı, giyimi düzgündü. Demek ki Ata’nın dediği olmuş, eve Türkçe ile görgü ve bilgi ana ile girmişti.” (s.67)

Kız Enstitüsü’nü bitiren öğrenciler Akçadağ Köy Enstitüsü’ne gönderiliyor, gelecekleri güvenceye alınıyor. Okumalarını sürdüremeyenler ise köylerindeki sosyal yaşantıyı değiştirmede etkili olmaya başlıyorlar. Evlendikten sonra üzerlerine kuma getirilmesini engelliyorlar. Elazığ’a gelen bilim adamlarını Kız Enstitüsü ağırlıyor: Rektör Cemil Bilsen, Fahrettin Kerim, Sıddık Sami Onar, Hıfzı Veldet, Ziyaettin Fındıkoğlu, Dr. Sedat Tavat, Dr. Fahri Arel, Ali Nihat Tarlan, Sabri Esat Siyavuşgil, Şevket Salih Soysal, Naşit Erez vb. Genel konferanslar veriliyor ve bilim adamları bir hafta kalıyorlar Elazığ’da. Hepsi mutlu ayrılıyorlar.

Sıdıka Avar, Tokat Enstitüsü Müdürlüğü’ne atanıyor. Kuruluşu gecikmiş bu okulun açılışında da etkili oluyor. Eski bir ev kısa sürede onarılıyor ve okul açılıyor. Bu açılış nedeniyle İnönü ve Hasan Ali Yücel kutlama telgrafı gönderiyorlar. 16 Haziran 1943’te yeniden Elazığ Kız Enstitüsü Müdürlüğü görevine başlıyor. Ankara’ya gittiğinde aldığı yardımlarla okulun onarımına girişiyor. İlk kez okulda yılbaşı programları hazırlanıyor, öğrenciler kendi etkinlikleriyle eğleniyorlar. Avar, öğrencilerini Akçadağ Köy Enstitüsü’ne gezmeye götürüyor. Okul Müdürü Şerif Tekben’le görüşüyor. Köy Enstitülerine konan iki yıllık hazırlık sınıfı uygulamasından yararlanarak birçok öğrencisini Akçadağ Köy Enstitüsü’ne gönderiyor. Önceki gidenler, yeni gelenlere ablalık ediyor, güzel bir yardımlaşma örneği yaşanıyor. Daha sonra okulu bitirip öğretmen olarak köylere giden Avar’ın kızları, annelerinin izinden yürüyerek köylerin aydınlanmasında etkili oluyorlar.

1944-1945 Öğretim yılında da okul tertemiz olarak açılıyor. Sıdıka Avar, yine at sırtında Kalan, Tunceli Merkez, Hozat, Pülümür vb, köylerini dolaşarak kız öğrencilerini topluyor okula. O yıl, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, okulu ziyaret ediyor, Kazım Orbay, Mustafa Muğlalı Paşa, Nihat Erim vb. kişilerle. Öğrenci Elmas, İnönü’nün elini öpüyor, sorularını yanıtlıyor. Elmas, Akçadağ Köy Enstitüsü’nü bitirerek cahillikle savaşıma katılıyor. İsmet İnönü, 1945’te, okula Bingöl köylerinden de 25 öğrenci alınmasını emrediyor. Bunun üzerine Avar, Bingöl köylerini, taşıtla yirmi gün geziyor ve köylülere açıklama yapıyor: “…Ben Elaziz’deki kız mektebinin müdürüyüm. Bunlar da mektebimde okuyan Dersimli kızlarımız. Hükümet, Dersim köylerinden yetmiş beş kız çocuğunun parasını verir mektebe. Ben okuturum. Şimdi de Bingöl köylerinden yirmi beş çocuğun parasını verip okutacak. Ben okutacağım kızlarınızı. Beni tanıyın diye gönderdi. Bak bu kızlar da size köylerini, mektebini anlatsınlar…” (s.145-146) Köylerde bir söylenti dolaşıyor: “Kızları toplayıp İngiliz’e, Rus’a veriyorlar” diye. Bu söylentinin etkisinde kalan aileler kızlarını vermiyorlar, Kürt erkekleri direniyorlar: “ Bundan hökümata ne fayda?”, “Ben iyi yaşamışım kötü yaşamışım hökümata ne?” diyorlar. Avar, umutsuzluğa kapılmadan çalışmalarını sürdürüyor. Okulda ilk kez ayakkabı gören ve yeni ayakkabılarını köydeki ninelerine gösterebilmek için, okuldan kaçıp üç günlük yolu yürüyen Beser ile Zarif kızların hüzünlü öyküleri olmasa, bu sıkıntılara katlanır mıydı Sıdıka Avar?

Bingöl Valisi Şahinbaş’ın okulu ziyareti sırasındaki yaklaşımı yadırgatıcı: “Kürt kızları bunlar mı?… Babalarınızın, dedelerinizin isyan ederek yaptığı hataları gördünüz, canlarıyla ödediler…Hükümet çok kuvvetlidir. Hepimizi yok eder…” (s.206) Bu sözler üzerine kız öğrencilerin hepsi ağlaşıyor. Baharda ise Hasan Ali Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç Elazığ’a geliyorlar. Okul gazetesi olan, “Hepimizin Sözü”nü beğeniyorlar. Avar, onlardan yardım sözü de alıyor. Köylere Gezici Biçki Dikiş Kursları açılıyor. Bingöl-Karlıova Kaymakamı Muhtar Körükçü, Köyden Haber kitabında Avar’ı şöyle anlatıyor: “…Aslında mahalli idarecilerle yirminci asrın nadir havarilerinden sayılabilecek olan mektep müdiresi el ele vermişler. Yeniçeri toplar gibi talihsiz fakir çocuk topluyorlar. Müdire Hanım, her güz bütün kazaları bizzat dolaşıp mektebine talebe topluyor. Bizim kazaya müfettişler bile zor gelirler, bu müdire hanım belki elli defa gelmiş, artık herkes tanıyor…” (s.244-245) Avar, CHP milletvekillerinin partiden aday olması önerisini geri çeviriyor. Ülküsü uğrunda, çocukların sıtmadan ölmemeleri için çalışıyor. Genel Müdürlüğe sunduğu raporunda okulun eğitim durumunu anlatıyor ve “idealist arkadaşlar” beklediğini belirtiyor: “…Bu okul kura ile değil, bu zorluklar anlatıldıktan sonra gönüllü gelecek elemanlara muhtaçtır. Bu okul, lüks, sosyete hayatı tahayyül eden, züppeliğe meyyal hocalarla değil, mahrumiyet ve feragat içinde bir inkılap yaratacak idealist arkadaşlar bekliyor…” (s.266)

Okula ziyaret için gelenler çoğalıyor. ABD’li gazeteci Mr. Moor, Avar’la birlikte Bingöl köylerini geziyor. Mrs. Kırby de okula konuk olarak gelip 22 gün kalıyor, halay çekiyor, yöre folklorunu öğreniyor. İki yıl sonra arabasıyla yurdumuza gelen Kırby, Köy Enstitüleriyle ilgili araştırmalar yapıyor. Mesleki Teknik Öğretim Müsteşarı Rüştü Uzel, Şüküfe Nihal, Cemal Alagöz de okula gelenler arasında. Daha sonra gelen gazeteci  Ahmet Emin Yalman’ı öğrenciler çok seviyorlar ve ona “Yalman Emmi” diyorlar. Yalman, Avar’ın çalışmalarını görüp onun ne değin idealist bir insan olduğunu yazıyor.

MEB Tevfik İleri’nin isteğiyle Avar, Eylül 1950’de ABD’ye gönderiliyor. Oradaki okulları gören Avar, şunları söylüyor: “ Mükemmel okulları gördükçe köy yavrularımız için yüreğim yandı. Çiftliklerden sarı otobüslerle toplanıp rahatça gelen ve bölge okullarında çocukluklarının tadını çıkaran Amerikan gençliğini gördükçe bizde kömlerden bölge okullarına yarı çıplak; güneş, tipi altında, kurtlara yem olma pahasına koşuşan köm yavrularımı düşündüm, içim kan ağladı…” (s.309) Avar, bu beş aylık gezi izlenimlerini Ulus Gazetesi için anlatıyor. En ilginç bulduğu okul, Berea Okulu. İş içinde eğitimi uyguladığı için bizim Köy Enstitülerini anımsatıyor. Sıdıka Avar, Bakanlıktan aldığı emirle, Halkevi binasını onartıp Öğretmen Okulu olarak hazırlanmasında etkili oluyor. Açılışa gelen Cumhurbaşkanı Celal Bayar, bir konuşma bile yapmıyor, sadece nerede yemek yiyeceğini soruyor. DP seçimleri kazandıktan sonra Avar üzerinde siyasetçilerin baskıları artıyor. Vali ve Milli Eğitim Müdürü’nün isteğiyle işten el çektiriliyor. Şube Müdürlüğü’ne terfi ettirilerek ataması yapılıyor. Öğrencileri Avar’ı bırakmak istemiyorlar; o ise veda bile edemeden gizlice ayrılıyor. Elazığ Basını, onun gidişinin büyük bir kayıp olduğunu yazıyor. Avar ise, “Sizlere veda kudretini kendimde bulamadan gittiğim için affınıza sığınırım” diyor 17.12.1954’te gazetede çıkan yazısında. “Hepimizin Sözü” adlı okul gazetesine bıraktığı veda yazısında da: “…Avar uzakta olsa da yine her an emrinizdedir. Sizinledir. Sizlere veda etmek kudretini kendimde bulamadım…””diyor. (s.351) Ankara’ya sevgi dolu mektuplar yağıyor ardından. Bir öğretmenin en büyük övüncü olan sevgi dolu mektuplar… DP yanlısı siyasetçiler ise karalamalarını sürdürüyorlar. Köy Kızları Teşkilatı’nı, yemek-içmek için kurduğunu ileri sürüyorlar vb. Avar’ın sürülmesini sağlayan Elazığ Valisi dört ay sonra Merkez’e alınıyor. 28.10.1955’te Avar yine trenle Elazığ’a dönüyor, bu “Yuvaya Dönüş”ü sevinçle karşılanıyor: “…Evlatlar beni görünce heyecan çığlıklarıyla koşuştular mı, uçuştular mı anlayamadım, kendimi sıcacık bir çember içinde buldum. Bağrışıyorlar, gülüyor, ağlaşıyorlardı…” (s.365)

Van Valisi Naci Rollas, Avar’ı, Yatılı Kız İlkokulu’nun açılışına çağırıyor. Tatvan, Reşadiye, Edremit üzerinden gidiyor. Gevaş ve yöresini, Zahir Güvemli’nin de aralarında bulunduğu bir grupla geziyor. Güvemli de Avar’ın misyonerliğiyle ilgili yazı yazıyor sonra.

Hikmet Feridun Es ile eşi de Elazığ’a gelip Sıdıka Avar’la birlikte Ovacık’ın köylerine çıkıyorlar. Daha sonra Hayat Mecmuası’nda Hikmet Feridun Es, Avar’dan şöyle söz ediyor: “Şimdi Elazığ, Tunceli, Bingöl çevresindeki halk bu ufacık tefecik kadından bir azize gibi bahseder. Onun hakkında iki yüze yakın mani, masallar ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır… Avar, Doğu’da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Vaktiyle ancak mavzer gücüyle girilebilen dağ tepesindeki köylere bu masal kadını talebe toplamak için gittiği zaman köylüler: Kızımı da götür, Avar!…diye atının üzengisine yapışıyor…” (s.380) DP, bu kez Avar’ı İstanbul’a, Sultan Selim Kız Enstitüsü’ne Türkçe öğretmeni olarak gönderiyor, o bölgeden uzaklaştırıyor (1958-1959). Dönemin Valisi, artık Kız Enstitüsü’nü “Hizmetçi Okulu” olarak görse de, öğrencileri Avar’a veda gecesi hazırlıyorlar, öğrenci başkanı konuşmasının bir bölümünde şunları söylüyor: “…Bugün buraya kıymetli büyüğümüzü, anamızı, kalbimizin bir parçasını aramızdan ayırmanın üzüntüsünü ve heyecanını beraber anmak, bu ayrılığın bize vereceği büyük elemi göz yaşlarımızla akıtmak için toplandık.” (s.423)  Avar’ı Elazığ’dan büyük bir kalabalık uğurluyor, tren hızlandıkça “Avar” sesleriyle yankılanıyor ortalık. Avar da, emeklerini helal ediyor onlara: “…Ey saadetinize sevinç, dertlerinize gözyaşı kattığım vefalı kızlarım, biçare bacılarım! Uğrunuza serdiğim 20 senenin kahırları, dertleri, cefaları ananızın ak sütü gibi helal olsun!” (s.424)

“Dağ Çiçeklerim” her eğitimcinin okuması gereken bir anılar dağı. Kendini ulusuna adayan bir öğretmenin Doğu illerindeki özverili çalışmalarının aynası.

 

(*) Dağ Çiçeklerim-Anılar, Sıdıka Avar, Öğretmen Dünyası Yayınları, 4. Baskı Kasım 2004

1 Comment

Add a Comment
  1. çok etkilendim. bütün eğitimcilerin okuması gereken bir baş ucu kitabı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016