OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

mustafa aslan’ın sezer duru (BEYAZ GECELERE DOĞRU ) ile ilgili yazıları

BEYAZ GECELERİN ÇAĞRISI

 

 

Tanıklıklar önemlidir. Hele bu tanık bir yazarsa, bu önem birkaç kat artmaktadır.  Önemlilik, sıradan bir tanıklılıktan çok yazarın bakış açısının çeşitliliğindedir.   Elbette bir edebiyatçının yazılarını herhangi bir gezgininkinden farklı kılan etkenleri de göz önünde bulunduracak olursak…

Beyaz Gecelere Doğru, yurdumuzdaki birkaç kentten başka İtalya’dan Rusya’ya ve Amerika’ya kadar uzanan ülkelerdeki gezi izlenimleri, Sezer Duru’nun. Bu izlenimlerde Türk ve dünya edebiyatı açısından dikkat çekici notları da sayfaları arasında barındırmaktadır.

 

ÖZGÜN BAKIŞ

Sezer Duru edebiyatımız yazdıklarıyla damgasını vurmuş yazarlarımızdan birisidir. Bu kez karşımıza Beyaz Gecelere Doğru adlı gezi yapıtıyla çıkıyor. Elbette bir yazarın çok açılı bakışıyla veriyor. Onun gezip gördükleri kişi ve yerlerle ilgili olanlardan kimisine katılmaya bilirsiniz, kitabı okuyup bitirmeden önce. Gezi yazılarının sahibinin de böyle bir kaygıyı taşıdığını da sanmıyorum. Öyle olsaydı, yapıt için okuduğunuz tümceleri yazamazdım. Beyaz Gecelere Doğru’yu okuyup bitirdikten sonra Sezer Duru’nun gezi yazılarının özgünlüğüne katılacağınızı sanıyorum.

 

DÜN-BUGÜN

Sezer Duru, değişik zamanlarda, farklı ülkelere geziler yapmış. Yazar gördüklerinin bugünü anlatmakla yetinmemiş. Geçmişten-bugüne uzanan bir geziye çıkarıyor okuru da. Emsali olan değişik kent, kişi ve yapı/yapıtlarla ilişkiler kuruyor, kimi göndermeler yaparak. 

Yazar, dünya tarihini etkilemiş olayların geçtiği/yaşandığı kentleri de, kimi bölümleri olayların içindeki birisi olarak kaleme almış. Yapaylık veya ansiklopedik bilgi yok.

!961’de Almanya’nın ikiye ayrılması ve duvarın yıkılması…

“1989’da duvar yıkılmaya başladığında hemen uçağa atlayıp Berlin’e gittim. Delikler açılmış, Doğulular Batı’ya geçmişti, ama duvarın yıkımı henüz sürüyordu. Bir çekiç de ben vurabildim.” (s.43)

 

ANADOLULAŞAN AVRUPA KENTLERİ

Duru, gezilerinde Avrupa kentlerinde yaşayan Türklerin durumuna değinir. Avrupa kentlerini de geldikleri il ve ilçelerine benzeten insanlarımız da gördüğü kadarıyla anlatır. Berlin’in az çok Anadolulaştığını biliriz. Ya Brüksel’i nasıl bilirsiniz? Sezer Duru, Brüksel’in Anadolulaşmış halini çizmiş.

“Brüksel Lübnan, Suriye, Türkiye ve Afrika’dan gelip yerleşmiş insanlarla dolu. Kebap salonları, kahvehaneleri pis. Türk mahallesi sanki Afyonkarahisar. Zaten buraya çoğunlukla Emirdağlılar gelmiş. Kasap Kadir Boucherie ilişiyor gözüme. Kadınların hemen hepsi kapalı.” (s.110)

 

ZENGİNLİK VE KORKU

Ekonomik sorunlarını çözmüş olan İsveç’te zenginlik ve korkunun birbirinden ayrılmadığını belirtiyor, Sezer Duru. Her yabancı İsveçliler için korkulacak kişidir, tehlikedir. Kapılar birbiri ardına kilitlenir. Gideceğiniz bir yerin sadece adresini bilmeniz yeterli değildir. Gideceğiniz evin ara sıra değiştirilen kapı kod numarasını da bilmeniz gerekiyor.

“Korku, İsveç toplumunda oldukça yaygın bir olgu. Hele “kara kafalı” diye ad taktıkları, sarışın olmayan, yabancı kökenlilerden iyice ürkülüyor. Sistemin vatandaşlar için hemen her şeyi planlamış, öngörmüş, kurumlaştırmış olduğu bir toplumda aşırı düzene bağlıyorum ben bunu… Korku ve ürkeklik o derece yagın ki, insanlar haklı oldukları yerde bile ses çıkarmadan uslu uslu bekliyorlar.” (s.87) 

 

YOZLAŞMA

Küçük Amerika olmak ve Amerika

 

Küçük Amerika olmak hevesinin kimi ülkelere neler kaybettirdiğini iyi saptamış yazar. Varşova küçük Amerika olma hevesinde kimliğini yitirmiş.

“Varşova üzerinden gezimizin son durağı olan Berlin’e geldik. Varşova’ya bu ikinci gelişimdi. O kadar değişmiş ki tanıyamadım. Küçük Amerika olmaya heveslenmişler. Eskiden yediğim ünlü portakallı ördeğin tadı da kalmamış ama votkaları….” (s.128)

Amerika’nın bir başka yüzünü kaleme almış, Duru. Nasıl insanı ve insani olanı tükettiğini çok güzel hiç abartmadan, fazla sözcüklere yüklenmeden vermiş.

“…Bu da yetmezse başka bir bara gidip hemen önünüzdeki tezgahta dans eden ve zaman zaman çıplaklığını ya da cinsel organını elinize ya da ağzınıza değdiren kadın ve erkekleri görebilirsiniz. (…) ..zaman zaman evinizdeki telefonu çeviren, hiç tanımadığınız birinin size anlatmak istediği doğa dışı seks öykülerini dinlememek için telefonunuzu uzun süre açık tuttuğunuz, bu da yetmezse bir süre sonra numaranızı değiştirmek zorunda kalacağınız, “seks” özgürlüğünün gerçekten özgürlük ve sınırsız olduğu bu kentin havasında nedense hiçbir erotizm izi bulamazsınız.” (s.s. 129-130)

 

EDEBİYAT-GEZİ SARMALI

Edebiyatçılarımız gezi yazılarına önem verdikçe “gezi edebiyatı”nın nasıl toplumda yaygınlaşacağını, sevileceğini görür gibi oluyorum. Bu türden yazılmış yapıtların okunma oranında yükselme olacağını sanıyorum. Sezer Duru’nun da, Beyaz Gecelere Doğru adlı yapıtı bu türden. Edebiyat ve gezi sarmalının iyice dokunduğu bir yapıtın tadına doyum olur mu?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016