OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

Kopuş ve Bir’leşme

co

 

İnsanı barbarlığından felsefe kurtardı. Ya da insan, yarı hayvan iken felsefe  yoluyla, insan olma yolunda adım, adım ilerledi.

”Yunan” kelimesinin anlamı, “insan”dır. Grekler kendi kendilerine  Yunan, yani insan; kendilerinin dışında kalanlara ise “barbar” diyerek  kendilerini ötekilerden ayırmışlardır. Asyalılardan daha çok ta barbar sözcüğü,  o günkü Avrupa halkları, Germenler ve ötekiler için kullanılmıştır. Bu ayrımı yapmalarına neden olan şey, kendilerinin felsefe ve bilgelikte gelişmiş ötekilerin ise bunlardan habersiz olmaları idi.

2500 yıl öncesine doğru şöyle bir baktığımızda felsefenin dışında bir bilim  dalı yoktur. Astronomi, matematik gibi bazı dallar varsa da, onlar da, o halleri  ile henüz felsefenin içinden çıkıp ayrılmış değildirler. Bu nedenle, bütün  bilimsel düşünüşler felsefe içindeydi. O dönemlerin insanı, gerek doğaya karşı mücadelesi, gerekse toplumsal yapılardaki yasasızlıklara, haksızlıklara ve  bunların sonucu olarak her iki alanda (doğada ve toplumda) bağımsızlık  mücadelesini de yine felsefe yoluyla vermiş ve milim- milim de olsa  kazanmıştır.

M.S. 1400-1500’lere kadar, hemen her bilimsel gelişme felsefenin  hanesine yazılmıştır. Çünkü bütün bilim adamları filozoftular, ya da bütün  filozoflar bilim insanı idiler.

Bu nedenle, bütün o çağlar boyunca insanın en değerli,(  çoğu zamanda en  tehlikelisi de olsa) uğraşı felsefedir. Çünkü insan için en değerli olan şeyler  onun içinden görünüyor, onun vasıtası ile elde ediliyordu.

Özellikle Avrupa’da bilginin teknolojiye dönüşme olanağı elde edildikten  sonra, insan- felsefe, insan- bilgi arasında yeni bir süreç başladı. Bu süreç  bilgiyi amaç olmaktan çıkardı,  araç haline soktu. Kuşkusuz bu bir yanıyla,  ama sadece bir yanı ile gerekli ve doğrudur. Öte yan ise, bilgi, araç olmasından  fazla amaç ta olmalıdır.

Çünkü bilgi felsefe halinde iken, yani bilimlere parçalanmamışken, insanın  aracı olmaktan önce amacı idi. Bilmenin verdiği sevinç, bilme yoluyla elde  edilen bir gerecin tüketilmesi ile duyulan hazdan farklı idi. Bilmenin verdiği  sevincin içeriği sonsuzdu. Bilme yoluyla elde edilen bir gerecin tüketilmesi ile  duyulan haz ise sonlu sınırlı ve geçici idi. En yüksek iyi bilgi idi. Çünkü  bütün iyilikler ondan çıkıyordu.

Bilmenin, amaç ve araç oluşunun her iki biçimde, nesneyi bilmeye  yönelimdeki niyet farklı idi. İlkinde, bilmenin kendisi ilke,(önce gelen) ya da  istenen, umulan, beklenen idi. İkincisinde ise, bilmenin kendisinden beklenen  kendisinin dışında bir şeydi, önemli olan bilmenin kendisi değil, bilmek ile  elimize tüketim gereci olarak neyin geçeceği idi.

İnsanın bilgi karşısındaki bu çıkarcı tutumu korkunç sonuçlara yol  açacaktı. Çünkü onu elinde bulunduran elinde bulundurmayanlara karşı egemenlik  aracı olarak kullanabilirdi ve en yüksek iyi, insan için en kötüye  dönüşebiliyordu.

İnsanın özü bilmekti, Tanrısal, kutsal olan, doğaüstü olandı. Şimdi ise  bu öz,  tüketmeye dönmüşü, dönüşmüştü. İnsan bilimi araç haline sokuşu ile  kendisini de araca bağlı, araca bağlanmış,  bu bağla da kendini araçtan  daha aşağı bir konuma düşürmüştür. Bu gün insan teknolojinin değil, teknoloji  insanın efendisidir. Aynı anlamda insanın doğaya ve topluma karşı verdiği bin  yılların özgürlük mücadelesi, bir bakımdan, onun teknolojiye köle olması ile  amaçladığı yerin tam karşıtına varmakla sonuçlanmıştır. Ama bu, kesin bir son  değildir, şimdiye dek olanın sonudur, yaşanacak her süreç yeni bir son  doğuracaktır.

Bu insani çürüme son yüzyıllarda Felsefe değersizleştirilmesi ile  atbaşı gitmiştir. Felsefeden türeyen dallar ise her keşiften sonra artan şımarıklıkları ile özlerine yabancılaşmış, çoğu zaman bir amaç olmaktan  bütünüyle soyunarak mutlak araç konumuna düşmüşlerdir. Bu konum, bilimin  gerçekte insani olan özünün, insana karşı nasıl bir dönüş yaptığını gösterir.

İnsanın kendi özüne karşı bu dönüş, kendine yabancılaşması, yaşamın ve  felsefenin diyalektiğidir. İnsanın kendi “Oluşu”nun farkındalığına varması, onu  bulup –yitirmesi, yeniden bulup yeniden yitirmesi ve her yitirmede neyi  yitirdiğini ve ne uğruna yitirdiğini deneye, deneye geriye dönerek kendi özünü  yakalaması, ama her dönüşümde biraz daha gelişmiş, biraz daha kendi olmuş halini  bularak olgunlaşması; bu dizin, mantıksal ilerlemenin şemasıdır. Ya da, her  değişim momentinin ona göre olduğu ve kendisi ise değişmeyen dizge olarak LOGOS’ tur.

Felsefe, kendinden doğmuş öteki bilimlerin bu kendine yabancılaşmasının onlar  tarafından anlaşılması ve kendi özleri olan araç olmaktan amaç olmaya  dönüşlerini, içine düştükleri bataktan kendi çabaları ile çıkmalarını sabırla  bekleyecektir.  Ve öteki bilimler kendilerine yabancılaşmaktan kurtulma  gibi bir sürece gireceklerse,(bundan şüphe duyulamaz) yol göstericileri, onların  gerçek babası olan ve onlar tarafından tekrar hatırlanan, aynı zamanda onların  bu şaşkın dönemlerini yaramaz çocuklarının geçici gençlik hevesleri olarak  izleyen Baba olarak, Felsefe kendini ONLARA yeniden gösterecektir. Böylece bütün  bilimler bugün ayrı düştükleri “lojikle” yeniden birleşerek kaybettikleri  özlerine kavuşacaklardır.

Coşkun Özdemir.28.10.2013.gaziantep.

 

Updated: 11 Kasım 2013 — 19:35

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016