OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

CUMHURİYET’İN MİMARLARI-HASAN AKARSU

 

“CUMHURİYET’İN MİMARLARI” (*)

 

 

Yazar Ümit Sarıaslan, yeni bir inceleme-araştırma yapıtıyla karşımızda: “Cumhuriyet’in Mimarları- Kurtuluş Ankara’sında Üç Mimar: Kemalettin- Ernst Arnold Egli- Bruno Taut” Yazarın önceki yapıtları: Hacı Bektaş Aydınlığı, Görüntü ve Gerçek, Köprüler ve İnsanlar, Başak ve Asma- Ankara Güzellemesi (Şiir, A. Kadir Paksoy’la birlikte), Melami Neş’esi (Şiirler), Bir Uzaktan Bir Yakından (Şiirler), Anadolu Anadolu (A. Kadir Paksoy ile), Dipnozlar (Kısa şiirler), Demir Ağlardan Örümcek Ağlarına- Cumhuriyet Demiryolculuğu ve Ötesi.

Kurtuluş Savaşı’nda Ankara’nın önemi yadsınamaz. Mustafa Kemal: “Sevgili ulusumuzun tüm bir dünyanın düşmanlığına karşı zaferle taçlandırdığı Kurtuluş Mücadelesi tarihinde, Ankara adı en aziz bir yeri koruyacaktır” diyerek bunu belirtiyor ve Ankara’nın çağdaş bir kent olması için gerekli adımları atıyor. Yazar, onun bu “yol haritası”nı şöyle vurguluyor: “…Mustafa Kemal, bu uygarlık tasarımını, Ankara ileri gelenlerine daha 28 Aralık 1919’da Ziraat Mektebi’nin bir salonunda anlatır, açıklarken Sakarya’dan, Başkumandanlık Meydan Savaşı’ndan, Dumlupınar’dan…çizmesinin tozuyla dönen utkulu Başkumandan gibidir. Kararlı, ikirciksiz, neyi yapıp neyi yapmayacağını bilen bir tarih yapıcısının, ulusal devlete giden yolda, geleceğin ulusal devletinin başkentinde eylemin başında çizdiği bir yol haritasıdır…” (s.24) Bir yandan savaş sürüyor, diğer yandan da Ankara’nın bayındırlaştırılması programa alınıyor. Çünkü Ankara, İstanbul’a karşın başkent oluyor ve üstelik büyük bir köy görünümünde. Kentten oldukça uzak olan Ziraat Mektebi ilk yıllarda çalışma yeri oluyor. Cumhuriyet’in ilanından sonra Ankara, “Ülkemizin bir kentleşme laboratuvarı”na dönüşüyor. Kentleşmeyle ilgili pek çok yasa çıkarılıyor ve Ankara, ülkeye öncülük eden bir kent oluyor. Bu alanda özellikle eğitim yapıları öne çıkıyor. O zamanın kıt olanaklarıyla yapılan birçok yapının bugünkü durumu da değerlendiriliyor bu yapıtta.

Yazar, “Yeni Başkent Yeni Mimari” bölümünde, “Bağımsızlık için tasarlanmış Başkent” için ilk arayışları, ilk girişimleri anlatıyor. Ankara’nın ilk planı, Lörcher Planı’dır. Bu plan geçiş döneminde kent oluşumunun yol göstericisi konumundadır. 23 Temmuz 1932’de Jansen Planı yürürlüğe giriyor ve 17 Ocak 1939’a değin Ankara’nın “kentsel gelişmesinde belirleyiciliğini” sürdürüyor. Yunus Nadi, Ankara’nın başkent seçilmesini anlatırken oradaki “Cumhuriyet kabiliyeti”ne değiniyor:”Ben Ankara’yı coğrafya kitabından ziyade tarihten öğrendim ve cumhuriyet merkezi olarak öğrendim…Tarih sahifelerinin bana bir cumhuriyet merkezi olarak tanıttığı Ankara’ya ilk defa geldiğim gün de (27 Aralık 1919) gördüm ki orada geçen asırlara rağmen Ankara’da hala o ‘Cumhuriyet kabiliyeti’ devam ediyor.” (s.39)

1920’li yıllarda Ankara’da, elçilerin kalacağı konut bile bulunamıyor. Afgan ve Sovyet elçileri bu sorunu yaşıyorlar. 1924’te Ankara ile diplomatik ilişki kuran Almanya’nın elçisi, istasyonda duran özel vagonda yatıyor. İngiliz büyük elçisi Lindsay da özel vagonda bir hafta kalıyor. Ankara, “bir sivrisinek kenti” olarak görülürken kısa sürede, “bozkırda medeni bir şehir inşa” edilişi herkesi şaşırtıyor.  “Yeni eğitime yeni okul” anlayışıyla yeniden seferberlik başlatılıyor.

Mimar Kemalettin, 01 Ağustos 1925’te Ankara’ya çağrılıyor ve çalışmalarına başlıyor. Bu dönemde, “Milli Mimari Rönesansı’dan Ulusal Mimarlık”a bir geçiş yaşanıyor. 1927’de “Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi”nden, çağdaş mimarlığa geçiş başlatılıyor: “…Modernin öngününde Ankara Hükümeti, okulların, üniversite yapılarının yapımı için ilk elden, Alman dili konuşan mimari çevreleriyle ilişki kurar. 1927’de hükümetçe yaptırılacak okullar için Avusturyalı mimar, Ernst (Arnold)Egli “sorumlu mimar” olarak görevlendirilir. Atatürk’ün modern mimari istemini yerine getirmek üzere Türkiye’ye çağrılır…Egli’nin Türkiye’ye çağrıldığı yıllarda, Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi diye nitelenen dönem sona ermek üzereydi…” (s.61) Bu dönemin yapı özellikleri: Osmanlı kemerleri, sütun başlıkları,yüzey bezeme öğeleri, kırma-kiremit çatı, kesme taşlarla kaplanmış dış yüzler vb.

Mimar Egli döneminde, 1929 Dünya Ekonomik bunalımı başlıyor. Devletçiliğin kaçınılmaz olarak uygulandığı bu dönemde, devletin mimari yaklaşımı değişiyor. Yapılarda, yoğunlukla taş kullanılıyor, demir olmadığı için kagir yapılara yönelme, ekonomide tutumlu olmanın sonucudur. Mimar Kemalettin, Gazi Eğitim Enstitüsü mimarlığından alınıyor. Bu görev Egli’ye veriliyor. İsmet Paşa Kız Enstitüsü’nün yapımını da Egli üstleniyor. Çimento ve demir kıtlığı, taş yapılara yönelimi getiriyor. 1927-1940 yılları arasında Türkiye’ye çağrılan yabancı mimarları şöyle sıralıyor yazar: Mongeri, Ernst Arnold Egli, Thedoer Jost, Clemens Holzmeister, Jansen, Bruno Taut, Gustav Oelsner, Paul Bonatz…Henry Prost… Bu mimarlar, Modern Türk mimarisine geçişte uygulayıcı ve üniversitelerde öğrenim elemanı olarak etkin oluyorlar. 1940’larda İkinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın esinleyicisi ise Taut olacaktır. Egli’nin ardılı olarak bilinen Taut, “tarihsel süreklilik içinde, işlevsel olanla geleneksel olanı uyumlaştırmada” başarısını gösteriyor. Yabancı mimarların Ankara’ya gelişiyle bir tartışma başlıyor ve mimaride ulusal özlük ve benlik arama eğilimleri öne çıkıyor. Bunun için de İkinci Ulusal Mimarlık Akımı etkili olup öne çıkıyor.

Yazar, Mimar Egli’nin çalışmalarına değinirken onun bu görevi ne değin benimsediğini, Nicolai’nin şu görüşlerine yer vererek vurguluyor: “Türkiye’de çağdaş mimarinin yerli bir yorumunu arayan Egli, ülkemize çağrıldığı yıl, bir Anadolu gezisi yapar… İlkokullarla ilgili, bugün elimizde olmayan taslak projeler çizer. Bu planların genel özellikleri: daha sonra tasarlayacağı okul yapılarında uygulayacağı gibi, toplumun ekonomik yapısıyla uyumlu, ülke koşullarına uygun gerecin kullanıldığı yalın yapılar içermesidir (Nicolai).” Egli, Musiki Muallim Mektebi’nin (1927-1929) tasarımında, geleneksel mimarlığımızın yapı özelliklerinden yararlanıyor. Atatürk, yapılarımızın çağdaş uygarlığa uygunluğunu düşünürken eğitimimizi, müziğimizi, her şeyimizi ona göre düzenlemede öncülük ediyor. Kendi müziğimizi yaratmak, zenginleştirmek için yapılan çalışmaları destekliyor. Burada Müzik Öğretmeni Hamdi Konur’un Atatürk’le ilgili bir anısı bizleri o yıllara götürüp düşündürüyor: “Atatürk çok sık gelir-gider okula. Sever onları, yetenekli, yoksul ve yetim çocuklarını yurdunun. Teklifsizdirler. Bir keresinde diyor Hamdi Efendi:”Odasına girdik; ama odada alaturka bir müzik. Alaturka söyleyen bir de ekip var. Adlarını da biliyorum. Bildiğimiz adlar ama şimdi çıkaramadım. Kopyada yakalanmış çocuk gibi ayağa fırladı Atatürk. Müziği susturdu. “Vallahi çocuklar” dedi utanır bir tavırla, “Biz bununla büyüdük, vazgeçemiyoruz. Ama sizin müziğiniz çok sesli olacak. Siz sesinizi, kendi müziğinizi kendiniz yaratacaksınız.” (s.137) Genç Cumhuriyet’in ilk yıllarında, her alanda yeniliklerin içinde olan Mustafa Necati, Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç vb. değerlerimizin yaptığı çalışmaları anmadan geçemeyiz.

Mimar Bruno Taut, Türkiye’de mimar bir öğretmen olarak anılıyor. Alman faşizminden kaçtığı Japonya’dan 1936’da Türkiye’ye geliyor ve Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyeliği yapıyor, MEB Mimarlık Bürosu’nu yönetiyor. Japonya’da bulamadığı çalışma ortamını Türkiye’de buluyor ve çok yoğun çalışıyor. 24 Aralık 1938’de erken ölümünü bu yoğun çalışmalarına bağlayanlar var. DTCF yapısı, Taut’un düşünceleri doğrultusunda tamamlanıyor. Atatürk’ün Katafalkı da onun yapıtıdır. Cebeci Ortaokulu’nu arkadaşı Franz Hillinger’le iki yüz iş gününde bitirmesi günümüz yapılarının yıllarca sürüncemede kalmasının acı gerçeğini anımsatıyor bize.

Mimar Kemalettin’in ve yabancı mimarların çağdaş bir Ankara, çağdaş bir Türkiye yaratmak için yaptıkları çalışmalar meyvelerini veriyor. Diğer iller de Ankara’daki yapıları örnek alıyorlar. Bugün albenisi olan bu tarihsel yapıları koruyabildiğimiz ölçüde mutlu oluyoruz.

Yazar Ümit Sarıaslan, eklediği notlarla, açıklamalarla, fotoğraflarla zenginleştirdiği bu yapıtıyla, mimarlığın bir sanat dalı olarak geleceğin Türkiye’sini oluşturmada ne değin etkili olduğunu kanıtlıyor.

 

(*)” Cumhuriyet’in Mimarları- Kuruluş Ankarası’nda Üç Mimar: Kemalettin-Ernst Arnold Egli- Bruno Taut” – Ümit Sarıaslan, Otopsi Yayınları.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016