OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

çocuk ve vatan

“ÇOCUK VE VATAN” (*)

 

Hasan Akarsu

 

Eğitimci, yazar Zeki Sarıhan, “Bir Ömür Böyle Geçti”  adlı yapıtından sonra bu kez yine Beyceli Köyü’nü  konu alan “Çocuk ve Vatan” adlı yapıtını sunuyor okurlarına. Böylece doğduğu köyü yurduna tanıtarak önemli bir işlevi yerine getiriyor ve sanatçıların yaşadığı yerlerle özdeşleştiğini kanıtlıyor.

Yazar, çocukluğunun geçtiği köyünü yurdu olarak özümsüyor ve her şeyiyle birlikte köyünün tapusunu çıkarmayı başarıyor. Bu çalışmasıyla, tarlada, bahçede geçen çocukluğundan kalan izler yanında, köyle ilgili 60 yıllık gözlemlerini ve köyünün 100 yıllık tarihini anlatıyor. Köyündeki yakınlarını, komşularını “dikili bir ağacı” olarak gören yazar, köy sevgisini, yurt sevgisiyle eş tutuyor. Köyünü yurt yapan özellikleri sıralarken, evleri, taşları, toprakları, tarlaları, bahçeleri, dereleri, tepeleri, aileleri anımsatıyor ve köyüne ait olmakla onur duyuyor. Yatılı okula giderken  cebine koyduğu taşla köy özlemini gideren bir yurt tutkunu Zeki Sarıhan. Yurt savunmasında köyünden çıkıp şehit olanları anarken, yakınlarından dinledikleriyle onların anılarını aktarıyor. Mehmet Çavuş, Osman Sarıhan, Mustafa Kemal’den İstiklal Madalyası alan Hamit Hoca unutmayacak adlardan birkaçı. Yurdu için canlarını verenlerin yanında, “yurdunu bir kadın memesine değişen” yazarların ne değeri olabilir ki? Zeki Sarıhan da çoğu devrimci, toplumcu yazar, düşünür gibi Samih Rıfat’ın sözlerinin ezgileriyle büyüyenlerden:”Yaslı gittim, şen geldim/ Aç koynunu ben geldim/ Bana bir yudum su ver/ Çok uzak yoldan geldim.”  Bunun içindir ki yurtsuz kalmak sevgiliden uzak kalmaya benziyor. Beyceli Köyü ve çevresinin yedi bin yıllık bir tarihi olduğunu anımsatan yazar, köy yakınlarındaki tarihsel kalıntıların yanında, köyün tanınmış ailelerini de tanıtıyor. Aile tanıtımlarının özel olduğu için yapıtı sıkıcı bir duruma getirdiğini söyleyebilirim. Ancak, yazar çocukluğunun geçtiği evi, ocağı tanıtırken okuyucuyu yüreğinden yakalamayı başarıyor. “Çocuk ocak başında doğar ve dünyaya gözlerini orada açar. Bunu ablamın çocuklarından birini de burada doğurmasından kestiriyorum.” (s.34) diyor. 1940’lı yıllarda, köylerde sabunun yerini tutacak bir maddenin olmayışı, “baş kili” denilen bir toprakla kadınların başlarını yıkamaları o yılların koşullarıyla ilgili bilgi veriyor bize. Sönen ocak için komşudan kor alınması, yemeklerin siniye konulup aynı çanaktan, aynı sahanlardan yenilmesi, ekmeğin az olduğu için rafta, yüksekte tutulması vb önemli özelliklerden. Yazar, babası Sabri Çavuş’u tanıtırken onun taş ustası olması yanında, Zonguldak kömür madenlerinde çalışmasıyla da övünüyor ve köylü-işçi dostu olmasını buna bağlıyor:”…Babam, Zonguldak’a daha sonraları da gitmiş. Onun Zonguldak madenlerinde çalışması bana gurur vermiştir. İşte benim babam işçidir ve yalnız bir köylü olarak değil, işçi olarak da bir kimliği vardır. Bu olay benim sosyalist olma gerekçemi güçlendiren etkenlerdendir…” (s.46) Yazar, dokuz yaşındayken babasını yitiriyor, ondan sonra evin yükünü omuzlarında taşıyan anasını, köyün “Havze Abu”sunu tanıtıyor. Hafize Sarıhan, tüm köy kadınları gibi çalışkanlığıyla biliniyor ki o da üzerine güneş doğmayanlardan.

Yazar, anılarıyla birlikte çocukluğundan bugünlere değin geçen süreçteki değişiklikleri anlatırken çarık ve kara lastik giydiği günleri, beş-altı yaşlarında mahalle mektebine giderken yaşadıklarını, verilen dinsel bilgileri, anasının ve babasının bu konudaki akılcı yaklaşımlarını, köylünün geleneklerini, hayvan peşinde geçen yıllarını, buğday ekiminden fındık ekimine geçişin nedenlerini, Fatsa’ya pazara giderken çekilen sıkıntıları, sonraki yıllarda yol yapılmasıyla gerçekleşen değişimleri, köye ilk motorlu aracın girmesini ve aydınlanma yıllarını akıcı bir dille yansıtıyor.  Beyceli Köyü’nün son yüzyılını aydınlatma araçlarıyla dönemlere ayırırken şu sıralamayı yapıyor: 1. Köğrek devri: 1940 başlarına kadar. 2. Çıra devri: …Çıra ile aydınlatma devridir. 1940 yıllarının sonuna kadar sürmüştür. 3. Gaz lambaları devri. 4. Lüks devri: 1965’ten sonra bazı evlerde lüks lambası yanmaya başlamıştır…5. Elektrik devri: Köye elektrik 1978’de bağlanmıştır…Ayağa giyilen nesne açısından bakıldığında şu evrelerin geçirildiği görülüyor: 1.Yalınayak gezilmesi ve çarık giyilen dönem: 1950’lere kadar. 2. Kara lastik dönemi: 1950-1970. 3. Kundura dönemi: 1970 sonrası…” (s.209) Görüldüğü gibi yazarın köyü için sıraladığı bu dönemler aynı zamanda yurdumuzun da gelişme dönemlerini yansıtıyor. Böylece, Beyceli Köyü gerçeğiyle yurt gerçeğinin çakıştığına tanık oluyoruz. Kendisi gibi okuyup köyden çıkan arkadaşlarıyla birlikte yaşadıkları da aydınlanma döneminin sıkıntılarını, sonraki dönemde yaşanan baskıları görüntülemesi bakımından önemli. Beyceli Köyü’nü bekleyen gelecek ile yurdumuzun geleceğinin birbirinden ayrılmayacağı kesin. Dileğimiz yazarın dileğiyle aynı. Gelecekte, köylerimizin düzenli yolları, sağlık kuruluşları, çocuk yuvaları, öğretmenleri, kütüphaneleri, gazeteleri, doktorları, veterinerleri, tarım teknisyenleri, kooperatifleri olsun. Gelenekleriyle birlikte köylerimiz çağdaş bir köy olsun.

Yazar Zeki Sarıhan, “Çocuk ve Vatan” adlı yapıtıyla, “İnsanın gerçek yurdu çocukluğudur” sözünün doğruluğunu kanıtlarken, saf bir köylü çocukluğundan başlayıp aydınlandığı  dönemi, toplumcu olduğu dönemi ve “ulusalcı-sosyalist” olduğu özgünlük dönemini de yansıtıyor.

 

(*) Çocuk ve Vatan- Zeki Sarıhan, Öğretmen Dünyası  Yayınları, Nisan 2008

(Kıyı, Eylül-Ekim 2008)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016