OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

çocuk edebiyatı’nda mustafa aslan’ın yeri-rahmi ali

MUSTAFA ASLAN’IN ÇOCUK KİTAPLARI
 Rahmi ALİ

 
Zaman zaman kimi yazarlar, çocuklukların da büyükler için yazılmış kitapları okuduklarından ve bunlardan büyük bir zevk aldıklarından söz ederler. Yakınlarda okuduğum bir yazıda, yazarın biri daha çocuk yaşlarda Halit Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah’ını zevkle okuduğundan söz ediyordu. Doğrudur; bunda şaşılacak bir şey de yok. Bu konuda kendi deneyimlerimden söz etmemde bir sakınca yoktur sanıyorum. İlkokul 6. sınıfların Türkçe derslerinde Yaşar Kemal’in “İnce Memed”inden sık sık bazı sayfalar okurdum ve çocuklar bundan büyük bir zevk duyarlardı. O kadar kaptırırlardı ki kendilerini romana, bir sonraki Türkçe dersini merakla beklerlerdi. Yine kızımın, 5-6 yaşlarında iken Fakir Baykurt’un “Tırpan”ından bazı sayfaları zevkle dinlediğini ve diğer günlerde, “baba gene o kitabı bana okusana” dediğini hatırlıyorum. Elbette kendim de çocukluğumda Kerem ile Aslı’yı, Leyla İle Mecnun’u, Tahir ile Zühre’yi neredeyse hatim etmiştim. Çocuklar için yazılmış birçok kitabı da Tolstoy’un bazı eserlerini okuduktan sonra okumuş olduğum bir gerçek. Örneğin, Polyana, 80 Günde Devri Alem, Donkişot, Güliverin Maceraları bunlardan bazıları… Diyeceğim, bu konuda bazı sınırlamalar koymak, doğru değil. Onu bırakalım; birkaç ay önce yaşadığım bir olay beni bu konuda iyiden iyiye düşünmeye itti. Bilgisayarda Şafak dergisinde yayımlanmış bir hikâyeyi yeniden bastırıp bir yere gönderecektim. Torun da yanımda… Dört buçuk yaşında bir yaramaz… “Dede burada ne yazıyor, hadi bana oku; diye tutturmaz mı? Ne yapayım şimdi ben? Başka bir şeyler uydursam; o anda aklıma da bir şey gelmiyor. Dur bakalım ne olacak, dinleyecek mi, ilgisini çekecek mi, diye hikâyeyi okumaya başladım. Hikâyenin konusu, denizci bir delikanlı ile eski sevgilisi evli bir kadınla olan platonik bir aşk… Baktım ilgiyle dinliyor. Tamam, bitti deyip okumayı bıraktım. Bak dede, bu sayfada da yazı var, daha bitmedi; orasını da oku, demez mi?.. Sözü şuraya getirmek istiyorum. Nasıl yazı olursa olsun, önemi olan (büyük-küçük) insanın ilgisini çekmek… Kendim öteden beri çocuk edebiyatı konusuna meraklıyımdır. Akademik/bilimsel anlamda değil. Böyle bir şeyi düşünmek bile aklımın ucundan geçmez. Ancak, çocukları çok sevdiğim için onlar için her şeyin en güzelini isterim. Bu yüzden yıllar boyu, Türkiye’de “Çocuk Edebiyatı”nın yetersizliğinden, çocuklara yönelik kitapların yetersiz ve düzeysizliğinden sık sık söz edilmesi beni hep üzmüştür. Bilmiyorum, son yıllarda bu alanda belki bazı olumlu gelişmeler olmuştur. Çocuklar için hazırlanmış okul öncesi kitapları demek istemiyorum. Onların işlevleri başka. Eskilerin deyişiyle “edebi” çocuk kitapları, demek istiyorum. Şiirler, hikâyeler, masallar, romanlar… Yine bir yerlerde okumuştum. Yazarın biri aşağı yukarı şöyle diyordu: “Toplumlara okuma alışkanlığı çocuk yaşlarda verilmezse bu iş yürümez.” Doğru söze ne demeli. Onun için ne yapıp edip çocuk edebiyatına önem vermeli… Bu işin çekiliş noktası çocuklar… Atasözlerini de iyi yorumlamalı. “Ağaç yaşken eğilir” sözü bu konuda da yol gösterici bir görev üstleniyor.
Bu uzun girişten sonra sözü asıl söyleyeceklerime, Mustafa Aslan’ın çocuk kitaplarına getirmek istiyorum. Daha önce sözünü ettiğim gibi, çocuk kitaplarına karşı aşırı bir ilgim var. Zaman buldukça çocuk kitaplarını okumaya bayılırım. Bu merakım, çocuk edebiyatına olan ilgimin yanı sıra, belki de o kitaplarda çocukluk yıllarımdan bir şeyler bulma, o günleri yeniden yaşama içgüdüsü yatabilir; bilmiyorum. Bugünlerde “Binbir Gece Masaları”nı bir yerlerden bulup okumak isteyişime ne demeli?..
Mustafa Aslan’ın çocuk kitaplarının birçoğu kitaplığımda duruyor. Çoğunu da baştan sona okudum. Bu kitapları okurken Mustafa Aslan’ın çocuk edebiyatı/çocuk kitapları hakkındaki şu düşüncesi oldukça aklıma yattı: Gümülcine’de Asmalı Sokak’ta birlikte yemek yerken – sohbet arasında- kendisine “Çocuk kitapları size göre nasıl olmalı, nelere dikkat edilmeli” gibilerden bir soru yönelttiğimde o, “dil, çocuğun anlayacağı düzeyde olmalı, çocuk değişik şeyler okumalı” anlamında bir yanıt verdi. Yani her yazarın eserinde değişik, kendine has bazı özellikler bulunduğuna dikkati çekmek istemişti sanıyorum. Mustafa Aslan’ın çocuk kitapları bu özelliği taşıyor. Çocuğu içinde yaşadığı ortam içinde değişik yerlere, onun merak edip de hayal edemediği yerlere götürüyor. Böylece çocuğun hayal dünyası genişliyor, çocuk eğleniyor, eğlenirken de hayatla ilgili bazı şeyler öğreniyor. Asıl önemlisi, çocuğun kafasında ufuk açacak bazı sorular oluşmasına neden oluyor. Çocuğun kendi felsefesini yaratmasına yardımcı oluyor. Örneğin, son kitabı “Sihirbazın Şapkasından Çıkan Sayılar”da –aldanmaya çok yatkın olan-çocuklara sihirbazlığın iç yüzünü somut bir şekilde gözler önüne sererken ilerde-benzer durum ve olaylarda- onların doğrudan aldatılmalarının önüne –böyle durumlarda mantığı devreye sokun dercesine- bir set çekiyor. Sadece bu değil tabii. Genelde, çocukların hatta büyüklerin bile pek hoşlanmadığı sayıları hayali bir oyunla somutlaştırarak onları sevimli bir hale getiriyor. Belki herkesin bildiği fakat gözden kaçırdığı bazı bilgileri de gözler önüne seriyor: “En basitinden iki tek sayının toplamı bir çift sayıdır” gibi. Bir de kitabı okudukça “iyi” ile “kötü” nedir, sorusunun yanıtını bulmaya doğru yapılan bir yolculuk… Ve kitabın mutlu sonla bitmesi: “Yaşasın iyilik ve güzellik.”
Genelde herkesin, özellikle –her şeyi merak eden ve öğrenme döneminde olan- çocukların ilgilerini çeken bazı şeyler vardır. Ay, güneş, yıldızlar, hayvanlar, uçmak, bir kelebeğin kanatlarının renkleri, bir kaplumbağa, kirpi… Aşırı bir merak: Hayvanların konuşması. Çocuk, hayvanların konuşmadığını bildiği halde neden hayvanların konuşturulduğu o çizgi filmlerine bayılır. Neden o fabl hikâyelerini sever?.. Hatta ağaçlar ve sebzelerin konuşturulduğu masallar, çizgi filmleri… Mustafa Aslan’ın kitaplarında çocukların bu ilgi özellikleri de dikkate alınmış. Bir de o nesnelere verilen adlar… O da çok önemli. Öyle her adı, her sözcüğü beğenmez çocuklar. Beğendikleri bir sözcük onları nasıl kıkır kıkır güldürür, mutlu eder; şaşar kalırsınız. Torunumun “Tirtoş” adından hoşlanmasının, aynı sayfayı bana birkaç kez okutmasının elbette bir nedeni var. Şimdilerde pek yok ya, o eski günlerde çocukların oynadıkları oyunlarda söylenen tekerlemeler, masal anlatmaya başlarken o” bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde” diye sürüp giden giriş bölümlerinin elbette çocukları masal dünyasına çeken bir işlevleri vardı.
Mustafa Aslan, bir başka konuya da önem vermiş: Eski kültür değerlerini temel alarak onları güncel bir yere oturtmak, böylece hem o kültür değerlerinin yaşamasını sağlamak, hem de o öğelerden yararlanarak kitaplarına ayrı bir güzellik kazandırmak. Bunun ötesinde çocukların ilgisini çeken bu motifleri aynı zamanda bir “motivasyon” unsuru olarak kullanmak. Çocukların zaten Keloğlan, Nasrettin Hoca, Hacivat ile Karagöz vb. kişi, oyun ve kahramanlara karşı bir ilgisi, bir hayranlığı var. Bir Keloğlan, bir Hacivat ile Karagöz, bir Nasrettin Hoca Türk kültüründe önemli yeri olan unsurlar. Ama onları o eski halleriyle bugünün çocuklarına vermeğe çalışmak çocuklar için usanç verici, bir yerde itici olabilir. Oysa onları yeniden ele alıp çocuk dünyasının gerçekleri içinde kendilerine sunmak, ayrı bir ustalık, ayrı bir başarıdır. Bana göre, Mustafa Aslan, Keloğlan İnternette, Hacivat ile Karagöz/Yaramaz Robot, Nasrettin Hoca’nın Uzay Serüveni vb. kitaplarında bunu başarıyla uygulamıştır.
Mustafa Aslan’ın kitaplarında değişik bir tat, “sonu nereye varacak” merakı uyandıran gizemli bir yolculuk, çocukları eğlendirirken onlara ders veren sihirli bir öğretmen var. Kalemine sağlık, diyor, Türk Çocuk Edebiyatı’na başka yapıtlar kazandırmasını diliyorum.
 

Evrensel Kitap, Haziran 2008

Updated: 20 Eylül 2011 — 19:18

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016