OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

BURHAN GÜNEL’LE “HATAY KİTABI” ÜZERİNE SÖYLEŞİ-kadir incesu

 

“NEREYE GİTTİMSE MEMLEKETİMİ YANIMDA TAŞIDIM”

 

KADİR İNCESU

Burhan Günel’in ilk romanı Ökse’nin yayımlanışının üzerinden tam 35 yıl geçmiş. Bu süre içersinde başta roman olmak üzere öykü, deneme ve şiir türlerinde 36 yapıta imza atmış. Edebiyatla dolu dolu geçen 35 yıl içinde pek çok da ödül almış:

1979- Kültür Bakanlığı Çocuk Öyküleri Başarı Ödülü,

1981 – Türk Dil Kurumu Ödülü,

1981 ve 1982 – Mehmet Ali Yalçın Roman Ödülü,

1983 – Nevzat Üstün Öykü Birinci Başarı Ödülü,

1994 – Ömer Seyfettin Öykü Ödülü,

1997 ve 2005 Yunus Nadi Roman Ödülü,

2000 – Yunus Nadi Öykü Ödülü,

2005 – Truva Kültür Sanat Ödülleri /Yılın Edebiyatçısı Ödülü.

 

Burhan Günel’in Sonsuz Aşkım Hatay adlı yeni kitabı, Heyamola Yayınları tarafından yayımlandı. Doğduğu ve çocukluğunun bir bölümünün geçtiği toprakları anlattığı yeni kitabıyla ilgili olarak söyleştik, Burhan Günel’le…

 

 

 

Sonsuz Aşkım Hatay’ın diğer Hatay kitaplarından farkı nedir?

 

Çalıştığım ilk belgesel kitap olma özelliğinin yanı sıra “yaşantı” sözcüğüyle kapakta da belirtildiği gibi, özgeçmişimden ve bugünkü yaşamımdan izler, kesitler de taşıyor. Yani hem Hatay’ın hem de kendi yaşamımın bir bölümünün belgeseli diyebilirim.

 

Kitabınızı oluştururken nelere dikkat ettiniz?

 

Belgesel kitaplarda sıkça karşılaştığım sıkıcı anlatımdan, tekdüzelikten, hattâ yavanlıktan uzak durmaya özen gösterdim. Hatay’ın tarihsel öyküsüne kendi gözlemlerimi ve yaşantılarımı da katmamın temel nedeni buydu.

 

“Kitabı yazarken nasıl bir yol izlediniz?”

 

Önce kaynak kitapları araştırıp edindim, sonra bunları okumaya başladım. Bu arada, anlatacağım yerleri gidip görmem gerektiğini fark ettim ve yeterince yolculuklar yaptım. Yanı sıra, başta Ferda Efe olmak üzere, başkalarının çektiği fotoğraflardan ve benzeri görsel malzemeden yararlandım. Kimi zaman günlük tuttum, kimi zaman roman bölümlerini andıran metinler yazdım; sonra hepsini birleştirmek ve bütünlük sağlamak amacıyla kurgu ve montaj çalışması yaptım. En sonunda dil ve anlatım üzerinde çok çalıştım. Hataylı iki yazar arkadaşıma okuttuğum metne ilişkin görüşleri, eleştirileri önemsedim ve bazı düzeltmeleri buna göre yaptım. Çok titizlendiğim bir çalışma oldu. Özellikle tarihsel ve belgesel bilgilerde sağlam kaynaklara yöneldim ve o kaynakları da çapraz okumalarla denetlemeye çabaladım…

 

Kitabınızın adı Sonsuz Aşkım Hatay

fakat bu bölgenin dışında Doğu Anadolu, Kafkaslar, Mezopotamya, Suriye, Lübnan, Filistin ve Irak da var…

 

Evet öyle. Akdeniz de var. Hatay’ı belli bir coğrafyanın üzerine oturtarak anlatmak istedim. Böylece, anlattıklarımın ayakları yere bassın istedim. Öyle de oldu. Sonuçtan hoşnudum.

 

Hataylı oluşunuz dışında hangi nedenlerle bu kitabı yazmanız istendi?

 

 

Temel neden buydu. Çünkü herkes kendi bildiği, yaşadığı, sevdiği yöreyi daha iyi yazabilir düşüncesi yaygındır. Gerçi farklı bazı örnekler var ama, genel olarak bence de böyledir. Bunun dışında belirleyici bir neden olmadığını düşünüyorum. Yayınevi yönetimi ve danışman arkadaşımız kitabı bana önerdiğinde fazla düşünmeden kabul ettim. Çünkü bir bakıma görevimdi de bu. Şimdi, bölgeye, doğup büyüdüğüm topraklara ve kentdaşlarıma karşı sorumluluğumu yerine getirmenin, görevimin bir bölümünü yapmanın erincini yaşıyorum.

 

Yaşamınız neredeyse Antakya dışında geçmiş fakat Akdeniz ile ilgili roman ve öyküleriniz var. Antakya’ya olan aşkınızın nedeni ne?

 

Bunun açıklamasını tek sözcükle yapmak mümkün: Aşk. Zaten kitabın adı da Sonsuz Aşkım Hatay… Bilindiği gibi, kişilik çocukluk döneminde, yedinci yaşın sonuna kadar oluşuyor. Benim kişiliğim de o yaşlarda oralarda oluştu. Nereye gittimse memleketimi yanımda taşıdım; doğup büyüdüğüm toprakların özlemini, dedim ya, aşkını…

 

“İnanılmaz bir ‘Akdenizlilik’ tarafım var.” diyorsunuz. Nedir bu ‘Akdenizlilik”?

Akdeniz’i ikiz kardeşiniz olarak görmenizin sebebi nedir?

 

Akdeniz, annem gibidir, ikiz kardeşimdir aynı zamanda, tenimdeki güneştir, yüreğimin duyarlılığı, bilincimdir, yaşama sevincimdir. Yalnızca benim değil, çevresindeki bütün insanların nabzı olmuştur Akdeniz. Hatay da Akdeniz’in bir parçası. Aşk demiştim, yine oraya dönüyorum işte: Aşkın anlatımı, açıklaması olmaz. Aşık olduğunuzu bilirsiniz ve bu her şeyi açıklamaya yeter.

 

Akdeniz’in ölümsüzlüğünü ve sonsuzluğunu, insanların onu unutmamaları olarak açıklıyorsunuz… Neden unutamıyorlar?

 

Çok etkilediği, yaşamın temel belirleyicisi olduğu için. Büyülü bir çekiciliği vardır Akdeniz’in. Yaşayan, hisseden, özleyen bilir. Başkaları için de böyledir bu: Herkesin kendi Akdeniz’i vardır; nereye gitse ardından gelir, nereye gitse, içinde taşır… Yaşar Kemal’in Çukurova’sı neyse, benim Akdeniz’im de odur.

 

Çocukluğunuz Hatay’da geçti. Çocukluğunuzun geçtiği yerleri bugün gördüğünüzde neler hissettiniz?

 

Arada bir gidip gördüğüm oluyordu zaten, tümden ayrı düşmemiştim oralarla; ama her karşılaşmamızda, ne yazık, özellikle çarpık kentleşmenin kötü etkilerini görüp irkilmişimdir. Onun dışında, eski tanıdıkları, yaşadığım yörenin bildik insanlarını bıraktığım yerde bulamamanın hüznünü çok sık yaşamışımdır. Her ziyaretimde, bu dünyayı bırakıp gidenlerin acısını yaşamışımdır. Kitabın bir yerinde söylediğim gibi, benim son yolculuğum da öyle olacak, son kez gideceğim memleketime, bir daha dönmeyeceğim. Bu gidiş gelişlerin tümü o uzun ayrılığa ya da yolculuğa hazırlıktır zaten…

 

Çocukluğunuzla ilgili pek de hoş anılarınız olmamasına rağmen doğduğunuz topraklara inanılmaz bir bağlılığınız ve sevginiz var. Bu sevginin sırrı nedir?

 

Gizemli bir çekimden söz etmek mümkün. Sorunuzun yanıtı genlerimde, dokularımda, yüreğimde, soluk alıp veren akciğerlerimde olmalı. Bunu zaman zaman ben de kendime şaşkınlıkla sormuşumdur. Açıklaması yok; kısa yoldan aşk diyelim yine…

 

“Evi barkı olmadığı, anası babası yaşamadığı halde çocukluğunun kentine niçin gelir insan? Hele, zorunlu bir yolculuk değilse. Yapılacak işler, çözülecek sorunlar yoksa.”

 

Evet, işte bu soru bana ait; kitapta geçiyor değil mi? Doğduğunuz ya da öldürüldüğünüz yere dönmenin büyülü çekiciliğini psikoloji açıklayabilir sanırım, ama ben açıklamakta zorlanıyorum şu an.  Açıklaması yok. Oralardaki bir şeyler sizi çeker, koşar gidersiniz, sonra geri dönersiniz, yeni bir gidişe kadar özlemlerinizi büyütür, ayrılığın sıcaklığını ya da sızısını duyarsınız; çember böylesine döner durur, siz de üzerinde koşturursunuz… Yaşam, yolculuklardan oluşur aslında; geri kalan her şey ayrıntıdır.

 

Yüzünüzde sürekli bir “hüzün” var, gülümserken bile… Kitaplarınızı okuyanlar bunun nedenini az çok anlayabiliyorlar. Nedir bu hüznün nedeni?

 

Acı’nın dönüşmüş, hafiflemiş biçimi olabilir. Kitapta bu sorunuzun yanıtını da aradım ama tam anlamıyla bulamadığım anlaşılıyor. Bildiğim kadarıyla, hüzün, engebeli yaşamımın en vefalı yol arkadaşıdır.

 

Bir kentin tarihiyle birlikte, Asi Irmağı’nın kıyısında ahşap bir evde dünyaya gelmiş, o kentin sokaklarında yürümüş ve bugüne kadar Türk edebiyatına 36 yapıt kazandırmış Burhan Günel’in yaşamına da tanıklık ediyoruz…

Yanıt: Doğru ama yaşamımın tümüne değil, çocukluk dönemimin bir bölümüne tanıklığımdır bu kitap. Geri kalanını da yazabilmeyi çok istiyorum. Şimdi, bu yerinde saptamanıza katkı olsun diye, “Hayatım roman!” dersem, birlikte gülümseyebiliriz…

 

Kitabınızda geçmişle hesaplaşma da var…

 

Var… Özgeçmişimden bilgiler, izlenimler, anılar, yaşantılar aktarma fırsatı bulmuşken, bir yandan da yakın çevremle hesaplaşmaya giriştim. Bunu hep ertelemiştim ve aslında gecikmiştim. İyi ki kitabı yazmam önerildi de “hesaplaşma” için olanak çıktı önüme…

 

Kitabınızda en çok geçen sözcükler ‘sömürgecilik’ ve ‘Fransa’…

 

Sömürgecilik, Hatay’ın ve bölgenin yaşadığı en önemli gerçeklik. Sekiz-on bin yıllık geçmişinde, bölgeye dışarıdan gelenlerin tümü sömürmek için gelmişler. Hatay da bu saldırılardan payına düşeni yaşamış. Fransa ise son sömürgeci. Fransa’nın izlerini çocukluğumdan beri bilirim, hep anımsarım, unutmam mümkün değil. Fransa ne zaman Ortadoğu ya da Türkiye ile ilgili bir çıkış yaparsa, bıyık altından gülümserim ve “eski hastalığı nüksediyor” diye düşünürüm. İster istemez kitabıma da yansıdı Fransa’nın acıklı ve umutsuz durumu. Kanuni Sultan Süleyman zamanına kadar gidip Fransa Kralı I. Fransuva’nın Fransa’sına kadar uzandım… Fransuva, İspanya kralı tarafından esir edildiğinde, annesi, Ana Kraliçe Loise de Savoie, Kanuni’ye yalvaran bir mektup yazıp elçi Frangipani ile göndermişti. Fransızların bu olayı hiçbir zaman unutmadıklarını düşünüyorum; tabii ki Anadolu’dan ve Hatay’dan kovuluşlarını da. Bütün bunları anlattım kitabımda.

 

Günümüzün saldırgan sömürgecilerinin “Yeni bir Haçlı Seferi” başlattığını ama bölge halkının dayanışma ve mücadele gücünün bu saldırıyı durduracağını belirtiyorsunuz.

Tarihsel gelişimi içinde bölgenin önemi nereden geliyor?

 

Yeni haçlı seferi başlattıklarını ben söylemiyorum. ABD Başkanının ağzından kendileri söylediler bunu. Bölge halkının neler yapabileceğinin yeni örnekleri şimdilik Irak’ta görülmeye başladı. Saldırmalarını dilemem ama, eğer saldırırlarsa Hatay’da ve Anadolu’da daha büyük direnişlerle karşılaşacakları kesin. Az önce söylediğim gibi, bölge insanları binlerce yıldır saldırganlarla savaşmışlar ve kendilerini güç birliğiyle korumayı, savunmayı, saldırganları püskürtmeyi öğrenmişler. Hatay’daki değişik kesimlerin barış, dayanışma ve huzur içinde yaşamayı öğrenmiş olmaları, ortak tarihlerinden gelen deneyimlerinden güç ve esin alıyor bence. Yine öyle olacaktır. Bölgenin en önemli özelliği, çok verimli topraklara sahip olması. Yanı sıra, Ortadoğu’nun Akdeniz kapısı burasıdır. Ortadoğu’ya egemen olmak isteyenler, bu bölgeden geçmek zorundalar. Saldırının temel nedenleri bunlar bence.

 

Burhan Günel, Sonsuz Aşkım Hatay, Heyamola Yayınları, Ekim 2006

7 Şubat 2007-Cumhuriyet Kitap                                                        

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016