OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

Bugünkü ”Özgür İnsan” Hangi Tarihte, Nerede Doğdu ?

 

co

YAZAN:COŞKUN ÖZDEMİR

Atatürk anısına.

1-İlk özgür insan, ikinci doğuma, ya da özgürlüğe; Antik Atina’da, Sokrates’in kafasında hazırlanmış ve Platon’un kafasına aktarılarak ondan doğmuştur. Çünkü İnsan, bugünkü kavramsal niteliği ile ondan önce yok idi. Vardı, ama başka bir form içinde bulunuyordu.

2-Bu doğum, yunan mitolojisinde işlenmiştir. Athena (Minerva) aklın, bilgeliğin simgesi olan tanrıdır ve Zeus’un kafasından doğmuştur. Mitolojide tanrılar ülkesinde gerçekleşen bu simgesel doğum, insansal dünyada da Sokrates’in kafasından; ama bu sefer mitolojik değil, gerçek bir kavram olarak doğmuştur. Şimdi doğan, somut; SOM bir insandır. Platon’dur.

3-Antik Yunan’dan önce doğmuş ve yaşamış olan insan, tarihsel olarak bugünkü insan formundan ayrı ve uzaktır. Çünkü bugünkü insanın özü, özgürlüğündedir. Özgürlüğün ilk koşulu doğadan kopmaktır, bu ise kendi gücüne güven ile mümkündür. O günün insanı ise doğaya bağımlıdır, doğadan kopamamıştır, ayrıca kendi doğası olan içgüdülerinden de kopamamıştır. Bir başka ifade ile aklını ne doğadan ayırabilmiş, ne de kendi doğası olan içgüdülerinden ayırabilmiştir. Böylece yaşamını belirleyen ve onu özgürlükten alıkoyan, hem kendi dışındaki doğaya kendinin yüklediği mitolojik güçler, hem de kendi içindeki doğa olan kör içgüdülerdir. Her iki durumda da özgürlüksüzlük insanın kendi, kötü, (yanlış) eseridir. Yani kendidir. Bu aşamada Us, (akıl) kendini dışsallıklardan ayırabilecek ve böylece onlara üstten ve olumsuz yüklerden arınmış olarak bakabilecek bir öz güce henüz erişememiştir.??????

4-Us’un bu güçten yoksunluğu, İnsanın kendi dışındaki nesne ile ters kurulmuş bağlantısından kaynaklanıyordu. İnsan, doğa ile ve kendisi dışında ne varsa, onunla ilişkisinde eylemini dışardan içeri doğru şekillendirmişti. Bu şekillendirme ters çevrilince, yani eylemlilik içerden dışarıya doğru dönünce sorun çözülüyor, Us kendiliğinden güçleniyordu. Ya da düşünmeye doğadan başlayıp kendine ilerlerken, şimdi tersine kendisinden başlayıp dışarıya ilerleyince, eylemle birlikte fonksiyonda tersine dönüyor; çünkü nereden başlandığı sadece başlangıcı belirlemiyor, sonucu da belirliyordu. Çünkü sonuç başlangıçla başlıyordu, yani, başlangıçta ne başlıyorsa sonuçta ortaya çıkan o idi.

5- Özgür insanın tohum hali; özgür insan öncesi, bağımlı insan türünün oluşturduğu sentetik “cenindir”. Bu cenin, o zamandan önceki insanlığın, on binlerce yılda oluşturduğu kültürel-suni(doğal olmayan) birikimdir.

6-Özgür İnsanın ilk doğumu ikinci bir biçimde şöyle de ifade edilebilir. Özgür insan, Sokrates’in kafasından Platon olarak doğmuştur. Ebe kendileridir, rahim onların kafası. Kuşkusuz onların kafasında beslenen cenin onların şahsi yaratısı değildir. Bu cenin, insanlığın ortak çocuğu olarak doğacaksa sıra -dışı bir bedene ihtiyaç vardı. Bu beden de, önce Sokrates ve sonra Platon gibi yüce kavrayışlı ve yüksek erdemli birilerinden daha iyisinde bulunamazdı.

Mitolojide daha evvel Athena, (bilgi-hikmet tanrıçası)baş tanrı Zeus’un kafasından çıkmıştı, doğmuştu. Âmâ bu doğumdan ortaya çıkan, mitolojiden doğan olarak gerçek bir doğum değil, sezgisel, soyut, tamamlanmamış, ete kemiğe bürünmemiş, “olmayan”, bir çocuktu. Sadece insan simgesi olan bir bebekti o. Sokrates, Zeus’un kafadan yaptığı soyut doğumu gene kafadan ama somut, som bir biçimde yapmıştır. Zeus’un doğurduğu gene de kendi gibi bir mitolojik tanrıdır, bu nedenle de soyuttur, Sokrates’in doğurduğu ise kendisi gibi Özgür ve somut İnsandır.

7-Yeni doğan eskinin olumsuzlanmasıydı. Ondan doğmuş, onun ürünü, onun yapıtı, ama, onu geride bırakmış olan kendi olarak, ya da kendi kendini geride bırakarak ilerleyen kendi olarak. Geride kalan da kendi, geride kalanı ileri götüren de kendi, ileri giden de değişmeden kalan da kendi.

8-Sokrates ve Platon; bu iç-içe geçmiş ve adeta bir olmuş iki insan; Platon’da konuşan Sokrates ve Sokrates’te gelişip büyüye Platon, insan soyunun tarihsel akışını bir başka mecraya döndüren, tarihin en büyük devrimcileri idi.

9- Sokrates öncesi döneme, bir bütün olarak mitologya dönemi adını verebiliriz. Bu demektir ki, insanın yarattığı ve yaratacağı kültürel araç ve gereçlerin arkasında; kendi öz gücü değil, kendine dışsal güçler; ister doğanın fiziki nesnelerine bağlanmış olarak, isterse salt soyut tanrısal güçlere bağlanmış olarak MİT’lerdedir. Tin( ruhsal yan) özgür değildir, mitolojik biçimdedir, özgür düşünce mitolojinin gizemli kutusunda kayıptır. Bu insanın bilincinin bulanıklığını oluşturan, soyut ruhsallıkla kopmaz bağını gösterir. Bu bağ, onun gerçek tözünün, düşüncesinin, kendi başına işleyemeyecek kadar güçten yoksun olduğunu, ancak doğadan ödünç aldıkları ile güçlenerek çalıştığını gösterir.

10-Yunanlılar, kendilerinin öz bilincinde olmaları nedeniyle, kendi dışındaki halklara “barbar” demişleridir. Kendilerini doğadan ve içgüdülerinden ayırdıkları gibi öteki halklardan da ayırmışlardır, çünkü onlara göre kendilerinin dışındaki halklar doğadan kopamamış, bu nedenle özgürleşememişlerdir, yani mitoloji dönemde çakılıp kalmışlardır. Ta ki, Yunanlıların yolundan (felsefenin- bilginin yolundan), gitmeyi keşfedene kadar.(Büyük İskender’in İdeali antik yunanın insanlığını( özgürlüğünü) barbarlara götürme ve onları da özgürleştirme, yani insanlaştırma idealidir.

11-İnsanlığın bu yola bu zamanda DÖNMESİ zorunluluk değildi. Henüz birçok ilkel kabile M.Ö.1000 yıllarından bile önceyi yaşamaktadır. Antik Yunan birikimi olmasaydı tüm insanlık o düzeyde kalacaktı, ta ki benzeri bir dönüşüm yaşanana kadar.

12- Varlığın gizi, bedensel olarak da, tinsel olarak da, doğumunda gömülüdür. Daha sonra oluşan her şey, doğumda; olacak olan olarak, yani töz olarak vardır. Doğum, zamansal ve mekânsalda oluşan tözdür. Bugün insanın yabancılaşması denildiğinde esas olarak kendi doğumuna, yani kendi özüne yabancılaşmasıdır. Ya da doğumundan bu yana içine dışardan giren binlerce virüs tarafından bozulmasındandır. İnsanlık kendi doğum ve çocukluğuna dönmeden, içinde bulunduğu virütik ortamdan kurtulamaz. Yeni bir format, resetlenmek, kendini yeniden buluş, bebekliğine dönüşle, onu özbilinç düzeyinde kavramakla mümkündür. Bu kavrayış için İnsan, bir kez daha doğmalıdır. Bu doğuşun izleyeceği yol, Sokrates ve Platon’u anımsayıp, aradığı özgürlüğü, kültürel belleğinin derinliklerinden çıkarıp, bilincin önüne getirerek ve onu yeniden işleyip kendi bilinci haline getirmek olmalıdır.

13.Sokrates ve Platon, özgür insan kavramını doğurdular diye, o tarihten sonra doğan her insanın özgür olacağı çıkarsaması yanlıştır. Bu doğumla Özgür insan, sadece mümkün varlık haline gelmiştir. Mümkün varlığın olgusal varlık haline gelmesi her birey için bu özbilincin farkına varılması ve edinilmesi ile mümkündür. Keşif yapılmıştır, ama bu keşfin her insana uygulanması, ya da her insan tarafından kazanılması yüksek bir çabayı gerektirir. Özgürlük, kişisel çaba olmadan kazanılamayacak bir erdemdir, yoksa doğanın, ya da toplumun herkese dağıtabildiği bir şey olsaydı, kuşkusuz bu kadar değerli olmayacaktı. Bu nedenle de M.Ö.400-350 yıllarından sonra doğan ve doğacak olan insanların, ancak bazıları bugünkü formda özgür insan olma imkânına kavuşmuşlardır. Çünkü elde edilen kazanım aşı ile kazanılan cinsten değil, eğitim ile elde edilen cinstendir ve insanın kendinin, kendisi tarafından bilinmesi ile ilgilidir.(“Kendini bil” ki, özgür olabilesin. Ne olacağını bilmeden olman gerekeni olamazsın, ya da olman gerekeni olman için kendini bilmen gerekir.

14-Görülüyor ki, her bireyin yazgısındaki(kader)sorumluluğu düşünüldüğünden daha fazla.

15-İnsanın ekmeğini kazanması özgürlüğü kazanmak ile tamamlanmadıkça, kendisi İnsan olarak tamamlanmamış kalır.

16-Çağımız, ekmeğini kazanma aşamasından özgürlüğünü kazanma aşamasına ilerleyiştir. Ne yazık ki, çok hızlı gibi görülen bu ilerleyiş gerçekte uykuda bir ilerleyiş gibi, uyanınca kendini başladığı noktada buluyor. Ve yeryüzünde Amerika, Avrupa da dâhil olmak üzere, ilk aşamada kalmış ve orada insanlığından doyuma ulaşmış gibi görünen, ama kendini bilmediği için, bu doyumu ulaşılması gereken son amaç sayan, milyarlarca insan, özgürleşmiş olsa idi, kendi kendini savaşlarla ve kendi yaşadığı evini doğayı her gün yeniden katleder miydi?

17.”Aklını kullanma cesaretini göster” ki, “tin (Us) ereğine varsın”, bunu için ise “Özgürlük benim karakterimdir.” demek gerekir.”( Kant, Hegel; Atatürk).

Updated: 12 Kasım 2013 — 18:34

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016