Osman Şahin’in direnç simgesi, kadınlar-bilge mutlu
Çarşamba, Ocak 11th, 2012Spot: Osman Şahin hikayelerinde bireyin peşindedir, bilinçaltı derinliklerin ustalıkla sergiler.
Bu yüzden Şahin’in öykülerinde kadının serüveni daha da dikkat çekici hale gelir.
Osman Şahin’in direnç simgesi, kadınlar
Osman Şahin öykülerinde Güneydoğu Anadolu, Çukurova ve Toroslar doğalarının görkemi
ve etkileyiciliği kadar o coğrafyalardaki insnalranı var olma çırpınışlarını da ancak kendi
becerebileceği sarsıcı bir görsellikle betimler.
Yörük kadınlarının doğanın tüm renkleriyle dokuduğu kilimlerdeki her bir ilmek ve nakışta
kaç hikaye gizlidir? Osman Şahin anlatır bunu. Kürt kadınlarının ezilmişliğinde, çırıl çıplak
çaresizliklerinde büyüyen dolunay bakışlarının karasında uçurum uçurum süzülen feryatlarını
Osman Şahin duyar ve duyurur. Doğayla uyum sağlamış ama insan“oğlu”nun zulmü
karşısında uyumsuzluğunu kimi zaman çığlığa, kimi zaman ağıta dönüştürse de, inanılmaz
hoyratlıklarda ezilse de, acı dolu mücadelelerini sessiz bir direnç ve inatla sürdüren, mağrur
kalabilmeyi hep başaran kadınların soylu varlıklarına bir saygı duruşu halini almış öyküleri
Osman Şahin anlar ve anlatabilir.
Onun kadınları yoksulluk, toplumsal eşitsizlik, acımasız töreler, özlem, ayrılık, sevgi, baskı,
korku, ölüm karşısında düştüğü çıkmazlarda erkeğiyle aynı bir dünyada ama erkeğinkine
öylesine aykırı bir varlık edinmişlerdir ki, hesaplaşmanın gerçekleştiği bu ortak dünya bu
dünya ve ‘öteki dünya’ kadar birbirine karşıt ve tamamlayıcıdır.
Feodalitenin zifiri karanlık gölgesinde ölüm, korku ve özlem, ayrılık, ihanet gibi izlekler
ayrıca bir simgesel dil edinir. Doğanın dayattığı olgularla, insanın kural haline getirmeye
çalışarak tahammül gücü aradığı bu evrensel olgular karşısında çözüm kimi zaman o gölge
kadar kopkoyu bir çözümsüzlüktür. Anlatılan coğrafyaların doğası insanların ruhunu ve
karakterini de bürür. İnsanın iç dünyası dış dünyanın hem yansıması, hem yadsınışıdır.
Ağıt yılı Seferberlik
Osman Şahin’in öykülerinde savaş yılları, seferberlikler ve acılar kendi topraklarının dilinden,
kadın yüreğinden kopmuş bir anlatıdır. Oğullarını, kocalarını savaşta yitirmiş kadının ağıtı
kendisidir. Oğlunu askere göndermiş ve ondan bir daha haber alamamış “Deli Hatice” nin
kiraz ağacı altında yaktığı ağıt gibi… Anaların ve yavukluların delirmelerine değin yol açacak
acıların anlatısının keskinliği en çok kadın yüreğinde hissedilir.
Öylesine ki, bu toprakların binlerce yıllık tarihinden süzülmüş gelmiş tanrıçalar, kadın analar
kültürü bu toprakların yine en acısına tanık olmuş savaşların da tanıklığıdır. Savaş yüce dağ
başındaki köylere bile erişir. Acı ve ağıt olup erişemeyeceği bir yer yoktur. Osman Şahin’in o
zamanlar köy olan Aslanköy’lü anaların ağzından anlattığı öyküler gibi.
“ Yaygın bir sözlü halk anlatım geleneği vardı köyümüzde. Her ailenin her obanın ve
köyün anlatıcıları vardı…” der Şahin. “ Bey Analar” öyküsü de bu anlatıcı bilge kadınların
öyküleridir. “Ne olursa olsun söyleyecek sözünüz olsun, söz haysiyettir, hayat ise aynadır”
diyen Bey Analar, masal analarıdır. Kara Hapa, seferberlik ağıtcısıydı. Ağıdını dinleyenlerin
kendinden geçtiği Kara Hapa, kötülük yapmışları hicivli ağıtlarla uğurlar. Seksenine
yaklaşmasına rağmen umutla yarını bekleyen, “ Yarın, daha ne kadarsın, ne kadar” diyerek
kendi ağıdını da yakan bir kadındır o.
“Sultan ana” Ölümün dilini yağladığı, insanlığın çöktüğü yıllardır seferberlik” diye tanımlar
o yılları. Savaşa gidip de dönmeyenleri, kavuşamayan aşıkları, erkeksiz kalan köylerinde
yaşadıkları zorlukları kan imgelerinden hüzün imgelerine dönüştürürler. Osman Şahin onların
dil ulağıdır.
Ümmülü Ana Seferberlik zamanı doğdukları köye, toprağa, insanlarına ihanet edenlerin
öyküsünde “İhanet yakın bildiğin tarafından sırtından bıçaklanmaktır. Yılan kanlı olmaktır”
der.
Karşılıklı kırımların, kıyımların bedelini en çok kadın ve çocukların ödediği acılardır dile
ve yazıya getirilen. Bir zamanlar birbirlerinin can ciğer dostu olanlar an gelir bir.birlerinin
kanına susarlar. “Sonuncu İz” kitabındaki “Lusik” isimli Ermeni kızın ve ailesinin
hikayesindeki gibi: “ Her öiümü bir örtü gibi üzerime çektim, yaşadım. Bu ne vahşettir, bu ne
kindir? Ermeni, Türk, Kürt ne fark ederdi. Ölüm işte oradaydı. Ölümün milliyeti var mıydı?
Bu kin insan kiniydi.”
“Son Yörük Sultan Ana” anlatısının baş kişisi Sultan Ana Karacaoğlan’dan dil, şiirinden
uyak edinmiştir: “Benim mülküm zamandır” der ve kaç yaşında olduğunu:“inişin
dibindeyim, ne yokuşun başında, hayat dağının ortasındayım.” diyerek yanıtlar. Onun
hayatı Yörüklüğün yol boyuncadır, kendi ağıtlarını şöyle yakar:
“ Ulu Toros’un bölgesi, tükendi Yörüklüğün gölgesi”
Ya hayat hakkında düşünceleri:
Fakirin zengin kahır yükü
Dağ başında kocasının ölüsüyle baş başa kalan Huma’nın öyküsünde kaç korku birbiri ardına
gelir, kesişir, düğümlenir: Sığındığı mağaraya gelen eşkıyalar gelmiştir. Huma’nın korkusu
acısından baskın çıkmaktadır. Ama ya eşkıyalar? Onları saran kuşku da korkuya dahil değil
midir?
Osman Şahin köy hikayelerinin bilinen tarzının ötesinde bireyin peşindedir. Bilinçaltı
derinliklerini büyük bir ustalıkla sergiler. Bu yüzden Osman Şahin’in öykülerinde kadının
serüveni daha da dikkat çekici hale gelir. “Beyaz Öküz” adlı öyküsünde bir marabanın karısı
olan Zeli’nin saklamaya mecbur duygularının kapısını araladığında bilincin kör düğümlerinde
gezintiye çıkacak okur ( ve sinema izleyicisi ) darma dağın olacaktır.
Osman Şahin’in öykücülüğünde doğanın sunduğu yalınlık ve görkem kadınların da ruhu ve
var oluşları halini alır. Doğayla uyumun, acıyla yaşamanın bilgeliğini sunarlar okura.
Osman Şahin’in yazdığı somut olaylar örgüsü aradığımız, tam da ihtiyacımız olan hayatın
anlamıdır aslında.










