OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

ANILARLA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK -hasan akarsu

ANILARLA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (*)

Yazar İsmet Kür, “Anılarla Mustafa Kemal Atatürk” adlı yapıtında alışılmışın dışında bir
çalışmayla zor olanı başarıyor. Atatürk’le ilgili otuz iki anıyı derleyip yazmak için yüze yakın
anı kitabı okuduğunu belirtiyor. Atatürk’le ilgili anılarda, onu daha yakından tanıma olanağını
veriyor okuyucuya, kısaca söylersek Atatürk’le buluşturuyor.
Büyüyünce asker olmak isteyen Cemil’in sözleriyle mutlu oluyor ve “Gözüm Arkada
Kalmayacak” diyor Atatürk:”Evet…öyledir…milletin bağrından temiz ve kuvvetli bir
nesil yetişiyor…Bu eseri ona bırakacağım…Ve gözüm arkada kalmayacak!” (s.3) Şimdi
Humeyni’ye sevdalı gençler düşündürüyor bizi. Atatürk, Yalova köylerinden birinde
sığırtmaçlık yapan çocuğun dürüstlüğüne karşılık onu çiftliğine kahya yapmak istiyor önce.
Sonra da okula gönderiyor. Kuleli Lisesi’ndeyken Atatürk ölüyor. Bir gazetecinin sorusuna
o zaman şu yanıtı veriyor genç:”Ben mi? Ben Atatürk olamam! Kimse Atatürk olamaz!
Zaten, Atatürk olarak yetişilmez, Atatürk olarak doğulur…” (s.10) Mustafa Kemal, çocukları
sevdiğini her olanak bulduğunda açıklıyor, gösteriyor. 02 Nisan 1922’de Konya’da Yetimler
Okulu’nda çocukları ziyaret ediyor, onları “koskoca dünyada kendilerini yapayalnız hissetme
felaketinden” kurtarıyor. Bir sonraki gidişinde çocuklar:”Hoş geldin Paşamız, hoş geldin
babamız” diyerek karşılıyorlar Mustafa Kemal’i. Yurdun yakında kurtulacağı muştusunu
verirken birer de lale çiçeği sunuyor ve onları yitirmemelerini istiyor.
Yazar İsmet Kür, Atatürk’ü Cumhuriyet’in Onuncu Yılı kutlamalarında görüyor.
Edirne Kız Öğretmen Okulu izcileri olarak gidiyorlar Ankara’ya. İzlenimleriyle, anılarıyla
Atatürk’ü tanıtması yazılarına çekicilik katıyor:”…Hele de elimi sıktığında… O anın
mutluluğunu bile yaşayamadım, öylesine sersemlemiştim…” (s.20) Arkadaşı Salah Cimcoz,
Atatürk’ün kendisinin bir “menkıbe” olduğunu, “bulunduğu her yerde, hatta bizzat ölümün
karşısında bile hayat yaratmasını” bildiğini belirtiyor. Çanakkale Savaşı’nda, düşmandan
kaçan askerlere, “Düşmandan kaçılmaz!”, “Yere yat!” emrini verdiğinde bizim askerlerle
birlikte düşman askerlerinin de yere yattığını görünce:”İşte kazandığım an, bu andır” diyor.
Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı’nın en büyük adamı oluyor bu olayla birlikte. İsmail
Habib en mutsuz günlerde bile onun umudunu yitirmediğini anlatıyor:”Ona,’ ordu yok!’
dediler; ‘Kurulur!’ dedi. ‘Para yok’ dediler; Bulunur!’ dedi. ‘Düşman çok!’ dediler, ‘Yenilir!’
dedi. Ve bütün dedikleri oldu.” (s.30) Kurtuluş Savaşı’ndan önce, mandacılık önerenlere:
“…Anadolu’ya bir şey sordunuz mu? Anadolu halkını dinlediniz mi? Bir de onlara sorun,
efendiler, bir de onları dinleyin!” diyen Mustafa Kemal’in kararlılığı hangi önderde vardı?
İstanbul’un işgali sırasında, kendinden emin bir sesle çevirmene:”Generaller memleketimizde
misafirdirler. Adet olan ev sahiplerinin konukları ağırlamasıdır. Generallere söyleyin,
masamda kendilerine ikram etmekten kıvanç duyacağım” (s.37) diyerek işgalcilerin masasına
gitmeyen Mustafa Kemal, her davranışıyla örnek olup kararlılığını gösteriyor. 1922’de
Muallimler Birliği toplantısında, erkek öğretmenlerle kadın öğretmenlerin ayrı oturtulması
karşısında:”Neden ayrı sıralara oturuyorlar efendim? Sizin kendinize mi güveniniz yok, Türk
kadınının erdemine mi?Bilesiniz ki bu davranışınız, hem Türk kadınına hakarettir hem de
Türk erkeğine. Bir daha böyle bir şey görmeyeyim. Anladınız mı, bir daha…” (s.43-44) diyor.
Anılardan Atatürk’ün iyi bir gözlemci olduğu, hiçbir şeyin gözünden kaçmadığı,
halkına kendisini çok sevdirdiği vb anlaşılıyor. 1935’te Sovyet yayılmacılığına karşı Stalin’e
verdiği sert yanıt, Ankara Palas’ta bir yemek sırasında kendisinden övgüyle söz eden Fransız
elçisini terslemesi, yurdu için her şeyi göze alabileceğini gösteriyor. Savaş sırasında Afyon
Cephesi’nin iki yılda bile yıkılamayacağını söyleyen generallere yanıtı:”Bu istihkamları
sekiz saatte yıkarak Afyonkarahisar’ı ele geçireceğiz” (s.93) diyen de Mustafa Kemal, Abece
Devrimi için:”Hayır, bu iş ya üç ay içinde olur ya da hiç olmaz” (s.94) diyen de Atatürk’tür.
Kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkını tanıyan, “kadın ulusun temelidir” diyen, yaşamını

göz ardı ederek Hatay’ı da Türk Ulusuna armağan eden, köylüyü ulusun efendisi yapmak
isteyen, yaşasaydı bunu da başaracak olan Atatürk değil miydi? Köşk’e çağırdığı köylü
Halil’in sözleri bunu doğrulamıyor mu:”O adam, o mübarek, o, dünyadan gelip geçmiş
adamların en büyüğünden daha adam olan Mustafa Kemal Atatürk Paşamız, bu kadar çabuk
dünya değiştirmeseydi, bugün bizler, tüm Türk milleti, gerçekten ‘Efendi’ olacaktık. Hem
cumhuriyetimizin hem de dünyanın gerçek efendisi biz olacaktık! ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’
diyebilmenin eşsiz onurunu, eşsiz mutluluğunu yaşayacaktık!” (s.134)
Yazar İsmet Kür, Atatürk’le iki buçuk yıl evli kalan Latife Hanımla telefon görüşmesi
yaparak Atatürk’le ilgili bilgiler almak istiyor. Telefonda Latife Hanımın söyledikleri de
önemli:”…Kaç kişi tanıyor Atatürk’ü?Kaç kişi gerçekten anlayıp gerçekten seviyor, söyler
misiniz bana?Atatürk iki kırık silahla bir vatan kurtarmış adamdır. Şimdi, bu kadar varlık
ve imkan içinde halinize bakın. Atatürk’ün zamanında yoktu böyle düzensizlikler. Atatürk’ü
sevmek demek, hiç değilse Atatürk’ün yüzde biri olmak demektir. Göstersenize bana böyle
bir insan?Gençler Atatürk’ü seviyorlarsa, onun yolunda yürümeyi bilmelidirler. Onun gerçek
yolunu tutmuş kaç kişi var söyler misiniz bana?…” (s.81) O zaman 66 yaşında olan Latife
Hanım da yurdumuzun durumunun iyiye gitmediğinin ayırdında. Anılarda ayrıca, Latife
Hanımın Atatürk’e ve Salih Bozok’a yazdığı mektuplar yanında, Mustafa Kemal’in Sofya’da
tanıştığı Corınne’e yazdığı mektuplar da yer alıyor.
Mustafa Kemal Bursa’dayken yanına Selanik’teki komşusu Hacer Teyze yaklaşıyor
ve oğlunun Devlet Demiryolları’na alınması için emir verdiği halde alınmadığını söylüyor.
Mustafa Kemal’in gözleri parlıyor:”Almadılar mı? Ben söylediğim halde almadılar
mı?…İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak…Evet, işte Cumhuriyet’ten beklediğimiz…” (s.136)
Bir de şimdiki durumumuzu düşünüyoruz. Cumhurbaşkanı ya da Başbakan, emri yerine
getirilmediğinde ne yapıyor? Aklımıza bile getirmek istemiyoruz değil mi? “Benim memurum
işini bilir” diyerek rüşveti destekleyen yöneticiler gördük. Cumhuriyet yönetiminin bir erdem
olduğunu unutarak bugünlere geldik. Atatürk’ü, kurtarıcımızı, önderimizi tanımayan kuşaklar
yetiştirdik.
Yazar İsmet Kür, “Anılarla Mustafa Kemal Atatürk” adlı yapıtıyla, Atatürk’ü en kısa
yoldan tanımamız için bir olanak sunuyor.

(*) Anılarla Mustafa Kemal Atatürk- İsmet Kür, Alfa Yayınları, 4. Basım Eylül 2007
(Türk Dili Dergisi, Kasım-Aralık 2008)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016