OkulBil TV

Eğitim - haber - Sanat

• “APARTIMAN ÇOCUKLARI” NDA ÇARPIK KENTLEŞME-mustafa aslan

• “APARTIMAN ÇOCUKLARI” NDA ÇARPIK KENTLEŞME
16 Haziran 2008

“Apartıman Çocukları,” Rıfat Ilgaz’ın kent ve kente özgü sorunların roman diliyle irdelendiği bir yapıt. Roman günümüz açısından çok önemlidir. Kentleşme olgusu. Kentleşmenin beraberinde getirdikleri, götürdükleri.

Çarpık kentleşmenin birer sorun yumağı durumuna getirdiği büyük kentler. Çünkü kentler birer büyük köy görünümünü alırken sorunların altında geniş yığınlar ezilmektedir. Buna bağlı olarak ortaya çıkan sorunları da göz ardı etmemek gerek.

BÜYÜK KÖY : İSTANBUL

Kentleşme.. Ülkeyi “..toplumsal ve ekonomik açıdan biçimlendiren temel öğelerden birisidir. Yalnızca, tarımdaki değişmelerin ve sanayileşmenin bir sonucu değil, toplumsal değişme sürecinin de bir göstergesidir. Ayrıca siyasal, toplumsal ve ekonomik yapı üzerinde kendine özgü etkileri vardır.” (Emre KONGAR, Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, s.383)

Günümüzde, ülkemizin önemli sorunlarından olan çarpık kentleşme ve buna bağlı sorunlar, yapıtın ana izleğidir: konut, sağlık, eğitim, beslenme… Çarpık kentleşmenin nedeni, ülkemizde 1950 yılındaki DP iktidarından itibaren yoğunlaşan köyden kente göçtür. DP iktidarı neredeyse köyden kente akan insan akınını teşvik etmiştir, tarımda makineleşmeyi göz önünde tutarak söyleyecek olursak.

Yoğun göç ve sınırlı kent olanakları nedeniyle ortaya bir çok sorun çıkarmıştır. Rıfat Ilgaz’ın “Apartıman Çocukları” adlı yapıtında da tipleri köyden kente bir parça ekmek, daha iyi bir yaşam umuduyla gelmiş insanlardır. Çünkü köylerin de karınlarını doyuracakları bir olanağa sahip değillerdir. Kırsalda ya gelirleri yetersizdir, ya da hiç yoktur. Büyük zorluklarla karşılaşmalarına, yoksulluk yakalarını bırakmamasına karşın, yaşamlarından hoşnutturlar. Büyük kentte yaşamalarına karşın yaşamlarında fazla bir değişiklik olmamıştır.

“…

“Ulan karı. Şuraya geleli aş büşürmesini de öğrendin. Koyde büşürdüğün eriştenin ne dadı olurdu ne duzu!”

Öyle olurdu zaar. Köy yerinde eriştenin içine damlatacak yağ nerde, kıyma nerde? Hadi utanma, buğday unundan böyle kaymak gibi makarna nerde? ” (Apartıman Çocukları, s.161)

Yapıtta bunu yazarın verdiği başarılı şive taklidiyle görüyoruz. Yazar bunu yaparken ağır, ağdalı şive taklidi yapmamıştır, anlaşılır bir dil kullanmıştır.

“…

“Görüyon ya,” dedi oğluna, “bu işler ilerde hep senin sırtına binecek. Madem çilemiz bu, çekeceğiz. Sen de kapıcı olacaksın bi gün bu evlerde. Aç gözünü de her bi şeyi öğrenmeye bak şinciden. Gapcılık deyi geçme. İdris Emmin iki çift öküz aldıydı bıldır. N irden aldı? Hep b u gapıcılıktan .”

“Hani okula yollayacağdın beni?”

“Miskin cenabet…” dedi. Dipten doruğa bi baktıktan sonra, “Senin yaşındakiler garaçlarda araba yıkıyor. Sen bi itin üstesinden gelemeyecen mi?”

…“(s.118)

Yapıt ağırlıklı olarak ev sahibi – kiracı ilişkisini anlatıyor gibi görünse de “Apartıman Çocukları” daha da derinliklidir. Yazar ev sahibi – kiracı ilişkisini çarpıcı biçimde vermiştir. Ancak daha özele inerek çeşitli kiracı tipleri ve ev sahibine eğilerek çarpık kentleşmenin getirdiği sorunları vermiştir.

Köyden kente göçün yoğun olduğu illerimizden birisi olan İstanbul’dur, uzam. Eğer uzam yerine İstanbul değil de, daha az göç alan bir yerleşim yeri seçilseydi anlatılan konu bu kadar başarılı olamazdı, tıpkı öteki yapıtlarında yaptığı doğru uzam seçimi gibi.

KONUT

“Apartıman Çocukları” konut sorununu dile getirir. İnsanlar için, ev sahibi olmak bir düştür. Çoğunluğu yaşamı boyunca oturabileceği bir eve sahip olabilmemektedir. Ancak politikacıların göz yumdukları “gecekondu” çözüm olarak gözükmektedir. Gecekondulaşma çarpık kentleşmenin bir gerçeğidir.

Yeterli sayıda ev olmadığından evlerin kirası çok yüksektir. Ev bulmak, bulunsa bile kirasını ödemek oldukça zordur.Ev sahibi evini kiraya verirken, çocuk sayısından, işine … hemen her şeyini sorgulamaktadır. Çocuk sayısı fazla olan kişiye ev kiraya verilmemektedir. Kiracılardan kimileri, yapıtta olduğu gibi, ev sahibine karşı kimi hilelere başvururlar. Şeref, Namus ve Vicdan apartmanlarının sahibi Hacı Suduri Efendi’yi saymanlık memuru Seyfi Saymaner dört çocuğu olmasına karşılık iki çocuğum var diyerek evi kiralar. İki çocuğunu da bir süre gizlemeyi becerir. Sonunda dört çocuğu olduğu ortaya çıkar.

Memurlara, “ev kiraları ödeyemiyorlar” diye kolay kolay ev verilmemektedir. Verilse bile kiralarını ödemeyi aksattıklarından kapı dışarı edilmektedirler.

“Apartıman Çocukları” kahramanlarından Hacı Suduri de sahibi olduğu apartmanlarından birinden kirasını veremeyen bir memuru evinden çıkartacaktır.

“Şeref Apartımanı olmaz, Vicdan’dan vereyim… Arka sokaktadır;ama kibar yerdedir. Bir haftaya kadar çıkarıyorum, bir memur… Öyle açıkgözlerinden değil, veremiyor kirasını… Kirasını verebileceği bir ev bulsun kendine.” (s.193)

EĞİTİM VE SAĞLIK

Rıfat Ilgaz, her kitabında olduğu gibi, “Apartıman Çocukları”nda da eğitim konusuna değinmiştir. Yazar yıllar öncesinden bugünü görmüştür. Eğitimde özelleştirmenin, ticari zihniyetin yaratacağı sorunlara dikkat çekmiştir, o yıllarda. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar da özel okul gibi çalışmaktadır. Parası olan, okula bağış yapan ailelerin çocukları istediği okula kayıt olabilmektedir. Yoksul aile çocuklarının iyi okullara gidebilmesi hemen hemen olanaksız gibidir.

“…

“Maçka’da bir okul var ya. Hep zengin çocuklarını alıyor. Yüksek aile çocuklarını.”

“Özel okul mu bu?”

“Yok şekerim , maarifin okulu. Bin lira verdim yazdırma parası: ama helali hoş olsun. Üç yüz lira da Okulu Şenlendirme Derneği’nin parası. Ayrıca Okul Aile Birliği mi Çiftlik mi, ne varmış okulda, oraya da bir o kadar… Çocuk okusun da Jülideciğim, para nedir ki…” (s.s. 145-146)

Rıfat Ilgaz eğitimde özelleştirmeye, özel okula karşı olduğu gibi devlet okullarında çeşitli adlar altında para alınmasına da karşıdır.

O, görevini yapmayan, öğretmenliği unutan, bir eğitimciye yakışmayan davranışlarda bulunanları eleştirir.

“Bir genel müdür ağırlığı için de koltuğuna yerleşip de öğretmenliğini unutan okul müdürü, kapının tıkırtısına gereken yanıtı verdikten sonra, provasını aynada kim bilir kaç kez yaptığı bir kılığa girmişti:” (s.155)

Bir öğretmenin nasıl olması gerektiğini emekli bir öğretmenin ağzından verir, ders programını da eleştirerek. Sadece ders programını uygulamak iyi bir öğretmen olmak için yeterli değildir, Ilgaz’a göre.

“Tam kırk sene. Köyden başlayarak, ilçesinden iline kadar dolaştım. Benim yaptığım öğretmenlik değildi ki, girdim çıktım sınıflara. Ders programlarının dışında hiçbir şey öğretmedim. Önce hiçbir olumlu şey düşünmedim ki…” (s.109)

Sağlık da insanın yaşamsal önem taşıyan sorunlarından biridir. Rıfat Ilgaz yapıtında insanların cahillikten ve yoksulluktan bir takım çağdışı yollara başvurduklarını belirtmektedir. İnsanlar doktora gitmek yerine, sağlık sorunlarını çözmek için hacıya hocaya gitmektedirler.

“Şu surata bak, kara sarı.Götürüp okutacağım Eyüp Sultan’da bi hocaya. Büyük memleket bura. Hacısı da vardır hocası da. Okuyup bağladın mı bi boku kalmaz.”

“…”

“Okutacağım yarından tezi yok, götüreceğim Eyüp Sultan Hazretleri’ne.” (s.117)

“Hoca da eyi hocaymış ha! Bıçak gibi kesti attı ısıtmayı.” (s.206)

Sağlıktaki bu durumu belirtirken ülkede gelişen gerici harekete de dikkat çekmiştir, bir yerde.

KİRACI

“Apartıman Çocukları,” ev sahibinin kiracıları yıldırmak, kirayı artırmak… konularına geniş yer vermekte. Yapıtın ilk sayfasından son una kadar kiracı-ev sahibi ilişkilerini sergilemektedir. Hacı Suduri, kiracılarının az çocuklu olmasını istemektedir. Çünkü çok çocuk demek evlerinin daha çok zarar görmesi demektir, ona göre. Onların çocuk sahibi olmalarını kesinlikle istemez. Çocuk sahibi olacaklara çok kızar. Bu düşüncelerini de saklamaz.

“Hacı’nın gözleri iki çocuktaydı. Haşarı mıydı, uslu muydu bunlar? Duvarları kazarlar, kapıları pencereleri, kilitleri bozarlar mıydı? Nereden de bulmuştu bu çocuklu kiracıları? “Gözün kör olmaya Ali Korkmaz! Boynun altında kala!… Sen olmasan ben iki çocuklu kiracıya ev mi verirdim . Hop… Hop!… Duvarlara sürtmeyin şu sandığı be!”

…” (s.23)

Yapıtta, kirayı artırmak için apartmanda beslediği köpeği kiracılara saldırtan Hacı Suduri’dir. Beslediği köpek ev sahibinin yanında kiracılarından daha değerlidir. Hayvanı etle beslemektedir.

ARGO

Çarpık kentleşme bir lümpen takım da oluşturmuştur. Bunların kendilerine özgü iletişim dizgesi argodur, yani bir jargondur. Rıfat Ilgaz yeri geldiğinde, argo kullanması gereken kişilerin ağzından vermektedir, hiçbir kabalığa kaçmadan. Kimileyin sözcük, kimileyin bir deyimle belirtmektedir. Kitapta geçen argo sözcük ve deyimlerden kimileri şunlardır: dikizlemek, zil olmak, inek arabası, fiyakasını bozmak, haşat etmek, uçlanmak, zarına bakmak, piç kurusu, kıçına tekme yemek, kopil, morto,voltasını almak, gaco, kaşınmak, faça, araklamak…

SON SÖZ

“Apartıman Çocukları” vahşi kapitalizmde tek değer ölçüsünün para olduğu, insanın ve insani olanın dışlandığını kiracı-ev sahibi eksenine oturtarak vermiş, Rıfat Ilgaz. Yazar, para yerine insanı ve insani olanı savunmaktadır, mizahın bütün olanaklarını kullanarak, düzeyli bir biçimde. İnsanın temel gereksinimleri arasında olan barınma, sağlık ve eğitim sorunun parasız olarak çözümlenmesini imlemektedir, satır aralarındaki ince alaylarıyla.

*Apartıman Çocukları, Rıfat Ilgaz, (roman), Çınar Yayınları, 15. Basım Ekim 2005, İstanbul

—————————————————————————————————-

Yokuş Yukarı, Rıfat Ilgaz, Babıali Anıları, Çınar Yayınları, 5. Basım Ekim 2006 -İstanbul

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

OkulBil TV © 2016